İnsan, kainat ve kuran üçüz kardeştirler.
kainat kevni(oluşsal) bir kuran’dır.
kuran ise kainat veya insanın kelami(sözel) ifadesidir.
ve insan kainatın mini ölçekte bir kopyasıdır.
kuran, kelami bir kainat olduğu için, onda yaş veya kuru bahsedilmemiş hiçbir şey bırakılmamıştır. bir çınar ağacının, minicik tohumunda tam olarak bulunması gibi, kuran’a tüm kainat sözel olarak derc edilmiştir.
hani “kuran’dan öğrenelim!” derler ya hep…zaten öyle…kim ne öğreniyorsa kuran’dan öğreniyor. başka türlüsü mümkün değil. kainat kevni bir kuran değil midir? batılı bilim adamı kainatın sırlarını kurcalarken kuran okumuş olmuyor mu?
asıl okumak da böyle oluyor zaten. “oku!” emrinin bir de bu vechesini düşünelim. batılı kevni kuran okuya okuya bu hale geldi. ancak yaptığından gafil olduğu için, kainatı tetkik ederken o’nun Allah’ın sözü olduğunu idrak edemedi. dolayısıyla istifadesi yüzeysel oldu. toplumsal bir gelişmişlik elde ederken, iç dünyaları itibariyle mahrum kaldılar. ilahi marifete ulaşamadılar.
şuur olarak veya iç alem itibariyle imanın ve marifetin yüksek mertebelerine ulaşan kimseler ise iki ayaklı kuran oldular. işte bu şahıslar kuran’ın pratiği ve ahlakının somutlaşmış hali oldukları için, onlarla hemhal olmak kuran okumak sayıldı. bunların katalizörlüğü olmadan kuran’ı hakikat boyutuyla beraber okumak mümkün olmadı.
ya batılı gibi kuran oku, toplumsal gelişmişlik elde et…ya iç aleminle oku, yüksek bir şuur ve üstün bir ahlak elde et. bunların ikisi de sende yoksa, kuran okudum deme. papağanlıktan öteye gidemedin çünkü.
kuran bir geceye inerse, o gece kadir gecesi olur.
kuran bir aya inerse o ay, ramazan ayı olur.
kuran bir insana inerse, o kimse insan-ı kâmil olur.
not: insan-ı kamil’den kastımız şeyhler, tarikatçılar değildir. benim bildiğim son insan-ı kamil, 400 yıl önce yaşamış imam-ı rabbani hazretleridir. ondan sonraki zat ise henüz teşerrüf etmemiştir. olsun… yine de biz ona gaybi olarak(gıyabında) bağlılığımızı sunarız.
bu mesele daha önce şu makale’de (bkz: #104118213) bir başka açıdan ele alınmıştı.
Kuran-ı Kerim 9

