Site icon İsnetus

Kur’an’daki İslam

Niye böyle bir şey olamayacağını, bu söylemin safsata olduğunu insanlara anlatmaktan yoruldum artık. o kadar gayretime rağmen biri geliyor ve arsızca yüzüme ayetleri sıralamaya başlıyor.

bu kafanın sonunun felaket olacağını, yıkım getireceğini hep söylüyoruz ama bunlar pıtrak gibi üremeye devam ediyorlar. ne söylesek havada kalıyor çünkü bunlarda en ufak bir tefekkür mekanizması mevcut değil.

temel söylemleri, “kuran’dan ayrıldığımız için bu hale düştük, ona dönersek kurtuluruz”

peki dostum niçin laf salatası ile iştigal ediyorsun? sözünü fiilinle doğrulasana. en başta sen kuran’a dön, o sayede edindiğin ilim, hikmet, marifet, ahlak, aydınlanma ile insanlığa ışık ol, yolumuzu aydınlat; göster bize! peşinden gelmeyen ne olsun…

ne kadar basit bir sağlama öneriyorum değil mi? kuran’a sen dön; önce kendini sonra bizi aydınlat. bir şahıs düşünün sürekli en başarılı ticaretin yönteminden dem vuruyor; bunun için kavgalar veriyor ama “yap ticaretini ve bize cironu, kârını göster” dediğimizde aval aval bakıyor.

almanlar gibi hep iki cephede birden savaşmak zorundayız maalesef. batı cephesinde münkir materyalist pozitivistle; doğu cephesinde sığ dogmatiklerle.

hem doğunun sığları; hem de batının münkirleri için tekrar açıklama:

evet, kur’an allah’ın kelamıdır. kainat denilen kevni(oluşsal) kur’an’ın sözel formudur, tilavetidir. allah “kün-ol” dediğinde bu hem bir söz hem de bir oluştur. dolayısıyla kur’an, kainatın tamamını içinde barındırır. onda en ufak bir malayani, fazlalık, kışır, kabuk bulunmaz; %100 safiyettedir. bizim sözlerimizin ise hem oluşsal karşılığı bulunmaz; yani “elma” dediğimizde elimizde bir elma belirmez, kuru bir sözden ibaret kalır; hem de çoğu boş ve malayanidir. 

kur’an’ın, 

mahiyeti allah’ın kelam sıfatı,

hakikati levhi mahfuz’daki orijinali,

kanuniyeti, peygambere indirilen hali,

sureti de mushaftır.

bir kimse kendi kadir gecesine ulaşırsa kur’an ona da indirilir. bu indirilme nübüvvet değildir; kur’an’ın o kimseye açılımıdır. peygambere indirilen kur’dan bir cüz ve hissedir ve o’na uymanın bereketi ile hâsıl olmuştur. o zamana dek bu kimsenin kur’an’dan nasibi yoktur veya nasibi suret kabilindendir. bir kimsenin kendi kur’an’ına veya ondan hissesine ulaşabilmesi için,

1. kalbi tasfiye
2. nefsi tezkiye
3. aklı kemal bulmuş
4. ruhu yükselmiş

olmalıdır. buraya kadar anlatılanlar sadece velayet’e(iç oluşa, kişisel gelişime) dairdi. bir de işin toplumsal boyutu var ki, o çok daha karmaşık bir mevzudur. tıpkı insan ferdinin şuuru gibi, toplumların da ortak bir şuuru vardır. bu kolektif/ortak şuur da zaman içinde sürekli evrilerek gelişim gösterir. toplumsal şuur insan fertlerine göre çok daha ilkel ve gelişimi de yavaştır. algı ve idrak kabiliyeti de son derece sınırlıdır. 

bu sebeple kur’an toplumsal şuura indirgendiğinde oldukça basit bir görünüm alır ve yerel ve zamani bir kıyafete bürünür. belirli bir döneme ait uygulamaları sonraki çağlara aktarmak bu sebeple mümkün değildir. 124 bin peygamber gelmesinin ve sürekli şeriatların yenilenmesi bu yüzdendir. bu mevzu günümüz için dahi geçerlidir. 1400 yıl önceki uygulamaları aynen günümüze aktaramayız. ancak özünü ve ruhunu, eğer ehliysek, günümüze taşır ve o anki toplumsal şuurumuzun gerektirdiği yeni bir kıyafete büründürebiliriz. bunu yapabilmek, peygamber olmayı değil ama peygamber kemalatında olmayı gerektirir. zira nübüvvet makamı artık mühürlenmiştir; ancak kemalatına açık kapı bırakılmıştır.

isnetus 04.04.2017 10:19

Exit mobile version