Öncelikle cüzi benliğinizden, egonuzdan, nefsinizden, vazgeçmeniz gerekiyor. bunu başarabilmek için de, seyr-i süluk dediğimiz manevi bir arınmadan geçmelisiniz.
eğer şartları başarıyla yerine getirirseniz, cüzi benliğin külli(tümel) benlik içinde eridiği, vahdet/birlik haline ulaşacaksınız. işte o noktada artık Allah’ın kelamını duyabilir hale geleceksiniz. hatta duymak ne kelime? o kelam sizin dilinizden dökülecek, kendiliğinden.
tabii ki, bu işlemin sipariş üzerine olması mümkün değil. iki limit söz konusu; biri sizin istidatınız diğeri ise içinde yaşadığınız toplumun ihtiyacı. ilahi kelam ancak sizin aynanızın kabiliyeti kadar ve toplumun ihtiyaçlarına göre zahir olacaktır.
tamam çok büyük iş başardınız.
kalbi, nefsi, ruhu bütün kirlerden arındırdınız. ilahi kelama ayna oldunuz ama unutmayın hâlâ peygamber değilsiniz. olsa olsa bir evliyasınız. duyduğunuz Allah’ın sözleri ise ancak “ilham” kategorisinde değerlendirilebilir.
evliya kişisel çaba ve gayreti ile Allah’a doğru giden kimsedir.
peygamber ise Allah’a gitmemiştir, bilakis Allah ona gelmiştir. işte böyle bir zatın mazhar olduğu ilahi kelam ancak “vahiy” tanımına girebilir. vahiy ile ilham arasında yerle gök kadar fark vardır.
not: bu yazı tasavvufi hoşgörü ve hüsn-ü zannın limitleri zorlanarak yazılmıştır.
