Sosyal medyanın yaygınlaşması ile linç kültürü başka bir boyut kazanmıştır.
ancak az da olsa idraktan nasibi olanın bu işle ilgisi söz konusu olamaz.
madde ve tabiat seviyesi şuur(emmare), hayatta kalabilmek için kıt kaynaklar üzerinde kontrol sağlamayı ister. tek başına yeterince güçlü olmadığı için hemen sürü aidiyetine başvurur(parti, cemaat, dernek vs.). ondan sonra da diğer sürülerle amansız bir kaynak paylaşım savaşına girer.
neticede kişisel seviyede dahi aynı davranış modelini benimsemek zorunda kalır. psikolojisi şudur: “düşene bir de sen vur. hazır zayıf düşmüşken tepele gitsin. kısa günün kârı olarak, bir rakibini yarıştan düşürmüş olursun”.
diğer yandan meselenin psikolojik yönü de vardır. o lince bahane olan ahlak esasen kendisinde de bulunmaktadır. bunu bilinç düzeyinde olmasa da içten içe hisseder. birilerine şiddetli tepki göstermesi aslında kendi içindeki o kötü ahlakı bastırma ve başkalarına karşı da örtme, gizleme ihtiyacı duymasındandır. genelde en şiddetli tepki verenler, en çok gizleme ve kendini dışarıya karşı temiz gösterme ihtiyacı duyanlar olur.
mevlana, “kusurları örtmede gece gibi ol” buyurmuştur. yani hakikat ehli bırakın insanların kusurlarını ifşa etmeyi, onları rezil edip linç etmeyi, onlara elden geldiği kadar kol kanat germeyi tavsiye etmiştir.
hz. ebubekir zina yapan genç bir çifte denk gelince, cüppesini çıkarıp onların üstüne örtmüş ve sessizce yoluna devam etmiştir.
dikkat ediniz ortada ne yargılama, ne kınama, ne bağırıp çağırma, ne yetkililere şikayet vs. hiçbir şey yoktur. sadece büyük ölçüde nötr bir duygu durumu ve bir parça da şefkat hissi vardır.
gerçekte her insanın nefsi aynıdır ve her nefs tüm kötülük ve şerlerin tamamını kendinde barındırır. hayvanlar aleminin tamamı insan nefsinde mevcuttur. her bir kötülüğün ortaya çıkması, kendine göre bir takım şartların mevcudiyetini gerektirir. o şartlar oluşmadığı müddetçe nefsteki kötülükler ortaya çıkmazlar ve potansiyelde kalırlar. ancak bu yok demek değildir. bu nedenle hakikat ehli insanları mazur görürler ve onları kınamazlar; onlar ancak kendi nefsleri ile uğraşır ve kendi nefslerini kınarlar. bu şekilde nefslerini arındırırlar. ellerinden gelirse başkalarına da bu yolda yardımcı olurlar.
ayrıca kaynakların kıt olmadığını da gayet iyi bilirler. kaynakların kıt olduğu düşüncesi madde ve tabiat seviyesi bilinçlerin bir yanılgısıdır. zenginliğin kaynağı da bilinçtir. gerek toplumsal gerekse de kişisel bilinç arttıkça zenginlik ve refah da artar. fakirlik düşük altbeyin bilincinin neticesidir(örnek: yakın gelecekte toryum santrali geliştirilse ve enerji bedavaya yakın maliyetle elde edilse, işlerin nereye varacağını bir düşünün).
sonuç: ey insan! öyle veya böyle tanık olduğun veya duyumunu aldığın her kötülüğün kendi nefsinden dışarı taşmış olduğunu bilmelisin. eğer şahit olduğun o kötülüğe linç ile karşılık verirsen, ebediyen o seviyede döner durur ve o kötülüğü asla nefsinden gideremez ve bilinç olarak da aşamazsın. nötr durmayı başarırsan, o zaman o kötülükle yüzleşmiş ve başarıyla geçmiş olursun. hayat dediğimiz de zaten budur. içindekiler dış plana çıkar ve sen onlarla yüzleşirsin. eğer hakkını verirsen dersini geçmiş olursun. geçemezsen, o ders kılık değiştirerek de olsa tekrar tekrar karşına çıkmaya devam eder.

