Belli bir dönemdeki insan davranış modelini irdeleyecekseniz önce o ülkenin altyapı şartlarını yani iktisadi durumunu inceleyin derim.
türkiye kabaca 1980’lere kadar bir tarım toplumu idi. tarım toplumlarında iki tane ana sınıf mevcuttur. biri şehirlerde yaşayan seçkin azınlık, diğeri kırsalda yaşayan köylü çoğunluk.
evet köylüler cahildir, son derece madde ve para düşkünüdürler, hırslıdırlar, kurnazdırlar ama gene de onları zincirleyen, dizginleyen çok sıkı bir gelenek baskısı söz konusudur. dolayısıyla köylünün dahi kendine göre bir ahlakı ve stabil bir toplum yapısı vardır. ayrıca belirteyim ki, esasen köylüler dindar değildirler; din yalnızca geleneğin bir alt şubesidir onlara göre.
ancak sanayileşme ile birlikte şehirlere dökülen köylüler, kısmen dönüşüm geçirerek “lümpen” sınıfı oluşturmuştur. köylü ahlakından azade olan, şehirli ahlakına da bürünemeyen lümpenler, ahlaki bir boşluk içindedirler. bu noktada onlara tutunacak dal vaad eden “din” olmuştur doğu toplumlarında. batıda ise aynı vazifeyi “sol-sosyalizm” üstlenmişti vakti zamanında.
ülkemizde lümpen sınfın temsilciliğini “akp” yapmaktadır. din-islamcılık ise lümpenlerin ideolojisidir artık.
lümpenlerin ehlileşmesi ancak ülkenin ileri seviye sanayi ülkesine dönüşmesi ile paralel olarak tedricen yaşanacak bir süreçtir. o da nereden baksak 2050 yıllarını bulur. kısacası kalan ömrümüzü öyle veya böyle lümpenlerle geçireceğiz, kaçışımız yok.
