Dün bir arkadaşım markette bir aileye denk gelmiş. çocukları bir şeyler istiyormuş ama alamıyorlarmış. arkadaşım duruma çok üzülmüş.
bu arkadaşımıza yanlış yolda olduğunu söyledim. zira o şuur seviyesinde çalıştırılan merhamet duygusu orada durmayacak ve onu bambaşka noktalara sürükleyecektir.
genelde kendi kendinden ibaret merhamet duygusu sonunda insanı taşlaşmış bir kalple ve çarpık düşüncelerle baş başa bırakır.
önce merhamet eder üzülürsün; ama elinden gelen bir şey yoktur. o duyguyu hazmedemeyince, zaman içinde duyarsızlaşmaya başlarsın. zira sürekli acı çekmeye insanın tahammülü yoktur veya yansıtma yoluna gidersin: “kahrolası akp. bunlar hep rte ve akp yüzünden oluyor. sorsan bu aileye, kesin akp’ye atmıştır oyunu. şimdi çek işte böyle. hak ettiğini bulmuşsun. oh olsun” vs. şeklinde düşünmeye başlarsın.
soru: merhamet gibi güzel bir insanı özellik niçin böyle negatif sonuçlara yol açmaktadır?
çünkü merhamet duygusu çok büyük bir kapıdır. insan, bilincini merhamet sayesinde sair mahlukata yayabilir, böylelikle empati yönünü devreye alır ve ego sınırlarından kendini kurtarabilecek hale gelir. ancak bu duygu yerli yerince kullanılamazsa ve düşük şuurla çalıştırılmaya kalkılırsa, insanın elinde patlar ve onu tam tersi bir istikamete sevk eder.
merhamet duygusunu yerli yerince istihdam etmek öyle kolay bir iş değildir. yüksek bir şuur ister. zira insan aklıyla, kalbiyle dünyanın dört bir yanına ulaşabilir ve sayısız vahim olaya şahit olabilir. ancak eli iki metre ötesine yetişmez; yani aklının ve kalbinin genişliğine eşlik edemeyecek kadar kısıtlı gücü ve imkanları vardır. işte bu orantısızlık onda büyük bir sarsıntıya sebebiyet verir. bu krizi bir şekilde aşmak zorundadır. ona ilave güç lazımdır, aksi takdirde bu oyundan kalbini taşlaştırarak ayrılmak zorunda kalacaktır.
işte tam bu noktada, topu sonsuz kuvvet ve kudret sahibine atmamız gerekmektedir. bu nedenle ben o arkadaşımıza şöyle dedim, “evet merhametli ol. merhamet insani sıfattır. ancak duygusallığa kapılıp kendini helake götürme. o ailenin ve çocuklarının başıboş olduğunu zannetme. onların bir sahibi var. sen meseleyi sahibine havale et geç. o zaten kulunun terbiyesinin gereği her neyse, onu kuluna vermektedir. sen araya girip olayı kalbinde dallandırıp budaklandırma”.
bakın işte bu düşünce silsilesi ile merhamet duygusunu olumlu yönde çalıştırmış olduk. bu güzel duygu bu sefer bizi saptırmak yerine, kusursuz bir şekilde işleyen evrendeki düzeni görmeye götürdü ve bize bir marifet kapısı açtı.
burada anlatılanlar size çok soyut geldiyse, aşağıdaki “god is a dj” klibini izleyebilirsiniz. mutlak bilincin olayları nasıl hatasız ve yerli yerince düzenlediğini ve insanın tüm bu düzeni anlamaktan aciz olduğunu çok güzel bir biçimde anlatıyor.
