Dûn, dünya gibi kelimeler aşağıda bulunan, düşük titreşim frekansına sahip olan manasındadır.
dünya en düşük titreşim frekansına sahip bir ortam olmakla, sakinlerinin bilinçlerini de en kısa sürede kendi seviyesine(kısıtlı algı skalasına, dolayısıyla kısıtlı görüşe, parça algıya) çeker ve böylece insanları kendi sanal gerçekliğine, yani matriksine hapseder. evet dünya kısıtlı görüş nedeniyle çarpık bir sanal gerçekliğin, gafletin, vahşetin yaşandığı bir matrikstir, bir rüya ortamıdır.
dunillahi ifadesi de, dünya denilen en düşük titreşim frekansına inen ve çokluk algısına düşen bilinçlere hitap eder. dunillahi ile denmek istenen, “sen dünya denen matrikse inmekle sanal bir çokluk içine düştün, çokluk vehmeder hale geldin. kendi tahayyülünde allah’ın yanında ast ilahlar edindin. halbuki onların hepsi hayaldir. allah ile beraber ikinci bir varlık yoktur; dolayısıyla ast ilahlar da yoktur” denmektedir(min dûnillahi evsanen= allah ve ast ilahlar algısı ve zannı üzeresin).
zaten bu yüzden “temizlenmemişler kuran’a el sürmesinler” deniyor. burada temizlenmekten kasıt şirkten, yani biri iki görmekten arınmaktır; şaşılıktan arınmaktır. aksi takdirde ayetler çok yanlış yerlere çekilecektir. “ben bağımsız bir varlığım; bizatihi güç sahibiyim” diyen kişi(insanların %99,9’u böyledir) şaşıdır. rüya veya keşifte şaşı olarak müşahade edilir.
allah’tan başka yapıp eden yoktur. karşımıza çıkan her kişi, yaşadığımız her olay onun bize kendini göstermesidir. rab olarak bizi terbiye etmek için değişik gürünümler altında bize gelmesidir. hatta kötü ve şerli kişiler ve olaylar bile bu kapsamdadır. bir hırsız gelir malımızı çalar. bir kişi gelir bize kötü söz söyler. söyleyene değil, söyletene bak…çalana değil, çalmak için gönderene, yolu açana ve izin verene bak…
bu nedenle başımıza her ne gelirse gelsin, “eyvallah” demekle mükellefiz. zira hepsi allah’tan gelmektedir. onun hikmetinden sual olunmaz. ancak zâhirde dış dünyanın kurallarına göre davranılır. zâhirin işleri ile bâtının işlerini karıştırmak feci yanlışlara yol açar. mesela polis gelip kafamıza cop vurduğunda, buna toplumsal normlar çerçevesinde mukabele edilir; ama gece başımızı yastığa koyduğumuzda, acaba bende ne türden bir şuur tıkanıklığı vardı ki, celali bir tecelli oldu, allah bana bir polisin eliyle ceza verdi diye tefekkür edilir. (bkz: terbiye/#132007564)

