“Onları gördüğün zaman, görünüşleri hoşuna gider. konuşurlarsa sözlerini dinlersin. onlar, dikilip dayanmış kütükler gibidir. her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. onlar gerçek düşmandır; onlardan sakın. allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar” (münâfikûn 4)
kütükler gibidirler= onlar, nefsle kaimdiler, allah ile değil. bu nedenle ölü hükmündedirler ve gerçek hayattan yoksundurlar. iç alemlerinde allah’tan gelen nur, ilim ve marifet olmadığı için veya özdeki kaynağa bağlı olmadıkları için, içinde hayatiyet özsuyu dolaşan canlı ağaç gövdesine değil, kesilmiş kütüklere, oduna benzetilmişlerdir.
her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar= çünkü dıştan inanmış gözüktükleri halde iç alemlerinde inkar üzeredirler. hallerinin her an keşfedileceği korkusu ve endişesi içindedirler. bu korku onları sürekli tetikte tutar. etraftan çıt sesi bile gelse ürkerler veya özünden kopmuş olan kimseler sürekli korku ve endişe üzere olurlar. bu yüzden sürekli tetiktedirler.
onlar gerçek düşmandır; onlardan sakın= dıştan dost gözüküp içten düşman olandan daha tehlikelisi yoktur. açıktan düşman olanlara göre bunlara daha fazla dikkat etmek gerekir(nefsimiz 72 şeytan gücünde en şiddetli ve münafık düşmanımızdır).
allah onları kahretsin= onlar her türlü bedduaya ve ithama layıktırlar(nefsimiz sürekli itham altında tutulmalıdır).
not: tüm günahların özü bâtından kopmak ve zâhire yani madde boyutuna saplanıp kalmaktır; çünkü halkın(madde aleminin) ruhu, hak’tır ki zorunlu olarak her şey hakka dönücüdür. bu dönüş zâhir boyutunun yıkımını gerektirir(küçük veya büyük kıyamet; yani insanın veya evrenin ölümü). her şeyini maddeye bağlamış olan kişinin de bu yıkım nedeniyle elinde bir şey kalmamış olur.
evet bu ayetin birincil muhatabı 1400 yıl önce yaşamış bir takım münafık şahıslardır. ancak her ayetin olduğu gibi bu ayetin dahi her devre bakan bir yüzü vardır. işte o yüzde öncelikle kendi halimizi görmemiz gerekir. kendi nefsimizi unutup ayetleri dışardaki bir takım şahıslara hamletmemiz bizim için büyük gaflet olacaktır.
