Önceki gün bir arkadaşıma yardımcı olmuştum. akabinde hemen sonucunu aldı.
ancak bu yardımın, ne yazık ki bana negatif etki olarak geri dönüşü oldu.
zira arkadaşım bana nazar ve haset etmişti. ne zaman nazar alsam, sol üst dudağımda uçuk şeklinde bir patlama oluyor bende.
biraz moralim bozuldu haliyle. kendi kendime söylenmeye başladım. o anda kalbime bir takım ilhamlar yağmaya başladı:
– günlük işler de dahil olmak üzere, her iş hakkın fiilinden değil midir?
+ evet.
– o halde hakkın fiilinden niçin şikayet ediyorsun? hak, abes iş yapar mı? onun her işinde hikmet ve hayır yok mudur?
+ elbette vardır.
– niçin kimseye haset etmemekle yükümlüyüz?
+ çünkü taksimat haktandır. o kime ne vereceğini çok iyi bilir. kimine lütfundan ihsan etmiştir, kimine de mekr-i ilahi yolundan(ruhunu şeytana satana) vermiştir. neticede herkes hak ettiğini bulmuştur. hakkın taksimatına karışmak ne haddimize? o zat hasîb’tir, yani sonsuz ve mutlak hesap edicidir. sonsuz ötesi bir matematikle, zerre miktar hata yapmadan, kime ne layıksa onu tespit etmekte ve vermektedir.
– peki senin yaşadığın ve şikayet ettiğin bu konu dahi aynı kapsamda değil midir?
+ evet.
– o halde şikayeti kes. “her şey yerli yerincedir ve olması gerektiği gibidir” de geç. kim bilir hangi hikmet senin bu sıkıntıya maruz kalmanı gerektirmiştir. belki günahına kefarettir, belki bazı defterlerin kapanması içindir veya daha başka bir sebebi vardır.

