Hak ve hakikat yolunda ne kadar mesafe kat ettiğimizi rahatlıkla yalnız kalabilme becerimizden anlayabiliriz.
eğer insanın iç alemi çıfıt çarşısı gibi karma karışıksa, o kimse kesinlikle yalnız kalmak istemeyecek ve mutlaka kendi gibi insanlarla vakit geçirerek kendinden kaçacaktır.
günümüz insanının kendisini zerre alakadar etmeyen işlerle uğraşması, sürekli haber takip edip kahvehane seviyesi yorumlarda bulunması, siyaset kavgalarına girmesi hep bu yüzdendir.
mesela bir aşçının vazifesi türkiye’nin güvenliğini düşünmek veya dünya politikasını takip etmek değildir. onun görevi kendi alanında sivrilmek ve başarılı olmaktır. eğer bunu becerebilirse, işte o zaman kendi cephesinden vatanına hizmet etmiş ve milletine katkıda bulunmuş olur.
sanki söylediklerinin bir değeri varmış ve dikkate alınacakmış gibi fuzuli olarak üstüne vazife olmayan işlere karışan, duyduğu her habere yarım aklıyla yorum yapanlar esasen vasıfsızlar ordusu mensuplarıdır.
iç alemine düzen gelmiş ve huzuru bulmuş olanın ise öyle dertleri olmaz. hatta yalnızlık onun hoşuna gider. ayrıca “sorumlu insan” pozları altında kendisini hiç mi hiç alakadar etmeyen işlere burnunu sokmaz. “bu ülkenin yetkilileri var, onlar düşünsün” der geçer.
iç alemi itibariyle de dünyada hiçbir şeyin gelişigüzel cereyan etmediğini ve dünyanın bir sahibi olduğunu bilir. ne kadar acı da olsalar, karşılaştığı tüm olayları kalbine yük etmeden sahibinin(hakkın) hikmetine yorar ve o’na havale edip geçer.
kendi derdin yetmiyormuş gibi fazladan onca sıkıntıyı, onca derdi zayıf beşer omuzlarına niye yüklüyorsun dostum?
sen deli misin?
yağmurdan kaçayım derken doluya tutuluyorsun.
iç huzursuzluğundan, iç geriliminden kaçmak istedin, daha büyük belaya bulaştın. böyle devam edersen kısa zamanda vücudun çöker, saçlarına ak düşer, çeşit çeşit hastalıklara yakalanırsın, omurganda sorun yaşarsın, yükün ağırlığından belin eğilir, iki büklüm olursun. tüm bu acılara dayanamayıp alkol ve uyuşturucuya müracaat edersen de yangına körükle gitmiş olursun.
mesnevi’de okumadın mı? hz. musa firavuna “eğer iman edersen genç kalırsın, yaşlanmazsın, hasta olmazsın” diyordu. işte bunlar imanın(lafta değil, gerçek imanın) getirileridir.
sonuç: insanın öncelikli vazifesi iç huzurunu sağlayacak tedbirleri almaktır. onun yolu da hak ve hakikat ehlini takip etmektir. mesela her gün 10-15 dakika mesnevi okumaktır. aksi takdirde zincirleme reaksiyon halinde hatalar silsilesine düşüp hayatı heba etmek kaçınılmaz sonuçtur.

