Öncelikle belirteyim ki, sağda solda okuduğunuz nefs-i levvame tanımları boştur. laf kalabalığından öteye gitmezler.
sanılanın aksine levvame yani özeleştiri yapan şuur, geçilip gidilen ve arkada bırakılan bir şey değildir. yedi katlı bir apartman düşünün…bu apartmanın yedinci katında bile oturuyor olsanız, ikinci kat olan levvame hâlâ yerinde durmaktadır. yani en yüksek şuur mertebesine erişen kişi dahi yeri gelince özeleştiri mekanizmasını çalıştırır.
ancak elbetteki levvame mertebesine çıkmaya veya onu aşmaya çalışan kişi ile yüksek şuur mertebesindeki kişinin halleri bir değildir. bunlar çok çok farklı durumlardır.
emmare denilen en aşağı şuur mertebesi, kuran’da hz. ibrahim kıssası ile anlatılır. emmarenin tüm sırları orada sembolik olarak verilmiştir. o sembolizmi çözebilen buyursun…
yine levvamenin tüm sırları ve incelikleri de kuran’da hz. musa kıssasına gömülmüştür. kuran’da hz. musa ve israiloğulları ile ilgili her ayet, levvameye dair büyük sırlar içerir. çoğu kimsenin zannettiğinin aksine kuran bize yalnızca bir kaç bin yıl önce yaşanmış bir takım hikayeler anlatmamaktadır. gerçekte bizi bize anlatmaktadır. dolayısıyla orada anlatılanlar el an geçerlidir; hem kişisel alemimizde hem de toplumsal çapta.
emmarede şuur tamamen katılaşmış ve maddeleşmiştir veya kendini maddeye endekslemiştir. dolayısıyla materyalisttir. onun zevki yemek, içmek, gezmek ve cinselliktir. para, şöhret, makam mevki hırsı sonsuzdur. yine ilahları da maddidir. bu kimsenin ateist olması ilahlarının olmadığı anlamına gelmez.
emmarenin başlıca göstergesi büyük günahları işlemektir. içki içen, zina yapan kimse kesinlikle emmarededir. aksi mümkün değildir. müslüman(!) da olsa büyük günah işleyen kimse emmarededir.
levvame yani özeleştiri bölgesi dindar insanlar tarafından iskan edilmiştir. büyük günahları işlemezler. tüm emirleri yaparlar. ancak bu bölgenin insanı oldukça katı kuralcı, sofu insanlardır. onlara ters bir iş yaparsanız sizi çekinmeden linç ederler(imkanları varsa).
ancak bu makamın püf noktası şudur: paradigma içi eleştiri ile paradigmanın kendisini eleştirmek ayrı ayrı işlerdir. levvamenin sofusu her ne kadar çevresine ceberutluk yapsa da kendi de sık sık küçük günahlara düşmekten kurtulamaz(levvame içki, zina vs. gibi büyük günah işlemez. işlerse emmareye düşer). işte onun özeleştirisi bu noktadadır. günaha düşünce pişman olur. ağlar sızlar, özeleştiri yapar.
yüksek istidatlı olan kimse ise özeleştiriyi kemal noktasına kadar ulaştırır ve paradigmanın kendisini eleştirir. yani kendi total dünya görüşünü ve o dünya görüşünün merkezindeki egosunu itham altına alır ve “varlığından büyük günah olmaz” sırrı ona bir parça açılır. diğer günahların bu en büyük günahın sızıntıları olduğunu idrak eder.
bu idrakta derinleştikçe o kimsenin egosu çözülmeye başlar. ancak burada paradoksal bir süreç vardır. işin içinden çıkmak kolay değildir.
sen ki, beş vakit namaz kibriyle ferahtasın,
günahın yok sanırken en büyük günahtasın!
evet normal bir dindarın hali işte budur. levvamenin tabii sakinleri, ibadet ve dinleri ile kimlik edinmişler ve o kimliğe kuralcı bir şekilde sıkı sıkıya bağlanamışlardır. “hayır ben kıldığım namazla kibirlenmiyorum” demekle kurtulamazsın o işten. bu bir şuur işidir. senin hâlin odur. dilinle ne dersen de…
paradigmanın kendisini eleştirme başarısnı gösterenler ise levvame bölgesini terk ederler ve mülhime vadisine sevk olunurlar. o vadide yol ikiye ayrılır. birinin başında hz. isa, diğerinin başında ise deccal bekler.
kişilerin şuur mertebelerinde seyri gibi toplumsal bilincin dahi aynen bu mertebelerde seyri vardır. mesela islam alemi bin yıldır levvame bölgesinde çakılı kalmış ve ilerleyişi bloke olmuştur. batı ise bir üst mertebeye çıkmayı başarmıştır. islam alemine israil’in musallat edilmesi levvamede çakılı kalması sebebiyledir. levvamede saplanıp kalana yahudiler musallat olur; içten veya dıştan…
not: bir başka yazıda da mülhimeyi ele alacağız. hz. isa, deccal, sınırsız güç, bektaşiler vs…

