Site simgesi İsnetus

Nefs-i Mülhime

Hakikat yolunun tuzakları çoktur.

levvamedeki kişi koyun postu giymiş kurt gibidir. dini ölçüleri kendine elbise edinmiş egodur. peki soru şu: ego tamamen küfür üzere olduğu halde dini ölçülere niçin yapışmıştır?

bir padişah düşünün. bu adamın tek derdi taht olsun. o tahtta oturduğu sürece herhangi bir inancı benimsemeye hazırdır. o tahtta oturmak için hangi dünya görüşü lazımsa onu anında benimser ve ona göre zahiri davranışlarına çeki düzen verir. bir müddet sonra da o inancı fanatikçe savunmaya başlar; çünkü artık padişahın menfaati, benimsediği dünya görüşüne endeksli hale gelmiştir. inancını egosunu savunur gibi savunur. ego; ayrımcı, saldırgan ve kan dökücüdür. dolayısıyla bu noktada güya hak ve adalet için nice cinayetler işlenecektir…

işte levvame böyle birisidir. egosu hem varlığının devamını hem de menfaatini orada gördüğü için koyun kılığına girmeyi tercih etmiş ve aleme kendini koyun diye satmaya başlamıştır. halbuki postun altında kıpkırmızı gözlü, sipsivri dişli hırlayan bir kurt vardır.

levvame mertebesinde şuur kendini ego merkezli bir dünya görüşü ile sınırlamış durumdadır. böylece kendi hapishanesini kişi kendisi inşa etmiş olur. sahip olduğu her düşünce, her inanç, her itikat, her değer yargısı şuura çekilmiş bir kayıttır ve onun ayağındaki prangadır. işin garip tarafı şudur ki, bu prangaların kelepçelerin hepsi ayetlerden, dini ölçülerden alınmıştır. hatta sözü edilen hapishanenin her bir tuğlası dahi ayetten, hadisten ve büyüklerin sözlerindendir.

bu aşamada bektaşi tarzı yollar şeriatı hiçe sayan tavırlara girerek değer yargılarının kelepçelerini çözmeye çalışmışlardır. ancak bu yöntem uzun vadede tahribattan başka bir sonuç doğurmamıştır.

bizim bu noktada kurtarıcımız “iki deniz formülasyonudur”. zâhir ve bâtın iki ayrı denizdir; aralarında perde vardır; birbirlerine karışmazlar… zâhir boyutu ile bâtın yani şuur boyutumuzun kuralları farklıdır ve her iki alemin kurallarını birbirine karıştırmamak gerektir demek oluyor bu.

yani zâhirimiz ibadet etmeye, günahlardan kaçınmaya devam edecek, ancak şuurumuz bunları terk edip kendini onların kaydına sokmaktan kurtaracaktır.. zira şuur kendini tüm kayıtlardan temizleyip küllileşmedikçe allah’a yükselemez. şuur her şeyi geride bırakmalıdır, her şeyi….

kendini tüm kayıtlardan kurtarmayı başardığında ise şuur için artık sınırlar kalkar. onda (istidadına göre) kudret zuhuru olur ki, bu kudret ile istediklerine kavuşup, istemediklerini def edebilir. daha nice şeyler vardır bu noktada…

ancak bu kudreti kullanmak dark side yöntemidir. kudreti kullanan kimse benliğin son aşamasında takılı kalacaktır. deccalın sunduğu sahte cennet işte budur. tersi tavır ise kudreti kullanmayıp kadere rıza ve teslimiyet göstermektir; kendini akışa bırakmaktır; kulluk tavrı göstermektir…

güce hayır demek öyle her babayiğidin harcı değildir. bu noktada kişiye çeşitli dava kapıları açılır. kendini mehdi, kurtarıcı vs. görme durumları hasıl olabilir. faraza tüm evrenin tasarrufu dahi verilse, o kişi:

“aman ya rabbi, ben yine senin aciz ve yüzü kara kulunum. aynada ne açığa çıkarsa güneştendir; o da senin lütfun ve ihsanındır. ayna yine eski aynadır. aczini bilip gölge etmemekten başka bir şey yapmamıştır. dilersen verirsin, dilemezsen vermezsin. bu aynanın üzerinden aleme tasarruf etmen, nurunu ve hidayetini göndermen, onlara benim sahip olduğum anlamına gelmez. ancak senin kudretindeki hikmeti gösterir” der. hiçbirine sahip çıkmaz ve kendini sokaktaki tinerciden kul olmak hasebiyle üstün tutmaz.

aksi takdirde örneğini bol bol gördüğümüz mehdiler, mesihler kervanına o da katılıp geçer gider…

isnetus 24.06.2020 16:41 ~ 16:43

Mobil sürümden çık