Site simgesi İsnetus

Seyr-i Süluk

İmam-ı rabbani hazretlerinin seyr-i süluku şu şekilde olmuştur:

Muhammed Bakibillah, bu derviş’e ism-i zat zikrini talim eyledi; bu yola yöneltti. o kadar ki, bende tam bir lezzet hâsıl oldu. bu sırada, kemal manada şevkten ötürü, bana ağlamak geldi.

bir gün sonra, zühul ve şuursuzluk keyfiyeti zahir oldu. bunlara, bu büyükler katında:

— gaybet..

diye itibar edilir.

bu gaybet hali içinde, bir umman deniz gördüm. âlemin suretlerini ve şekillerini bu deniz içinde bir gölge gibi buldum.

bu gaybet hali, parça parça istilâ etti; uzadı. bazı kereler, gündüzleri iki saat kadar uzadı. bazan da, dört saata kadar uzadığı oldu. bazı vakitler dahi, bütün geceleri kapladı. bu vakıayı hazret-i şeyh’e arz ettiğim zaman şöyle dedi:

— fenanın bir yanı hâsıl olmuş..

bundan sonra, zikirden men etti. daha sonra, bu huzurun korunmasını emretti.

bundan iki gün sonra da, alışılmış manada bana fena hali hâsıl oldu. bunu dahi hazret-i şeyh’e arz ettiğim zaman bana şöyle dedi:

— kendi halinle meşgul olmaya devam et. (yani: verilen vazifeyi yap.)

bundan sonra, fenadan dahi fena hâsıl oldu. bunu hazret-i şeyh’e arz ettim; şöyle buyurdu:

— âlemi bir yerde, bazısını bazısına bitişik buluyor musun?. onun bu sorusuna cevab olarak:

— evet..

dedim; şöyle buyurdu:

— bu ittisalin oluşunu görmekle beraber, asıl fenamn dahi fenasında muteber olan şuursuzluğun husulüdür.

o gece, sıfatı anlatıldığı şekilde bana. fenanın da fenası hâsıl oldu. bu durumu, hazret-i şeyh’e arz ettim; hatta bu fenadan sonra olan haleti dahi arz ettim. bu arada şöyle dedim:

— sübhan hakka dair bilgimi, huzurî olarak buluyorum. bana bağlı sıfatları da sübhan hakka bağlı görüyorum.

bundan sonra, bütün eşyayı kuşatan bir nur zuhur etti. o nuru sandım ki: sübhan hak’tır. o nurun rengi siyahtı. bunu da hazret-i şeyh’e arz ettim; şöyle dedi:

— meşhud olan sübhan hak’tır. ancak bu şühud nur perdelerinde olmuştur.

devam etti:

— o nurda görülen inbisat, ilimdir. onun öyle yaygın görülmesi; ala ve edna olarak vaki olan eşyaya, yüce hakkın taalluku sebebi iledir. bu inbisatın (yani: yaygınlığın) dahi nefyedilmesi yerinde olur.

bundan sonra o nur, kapanmaya ve sıkışmaya başladı; o kadar ki, bir nokta gibi oldu.

şöyle dedi:

— o noktayı aa, nefyetmek gerek. taa. iş hayrete varıncaya kadar..

dediği gibi yaptım; o mevhum nokta dahi arada zail olup gitti. iş, hayrete müncer oldu. ki orada, sübhan hakkın şühudu vardı; zatı ile zatı için.. bunu da hazret-i şeyh’e arz ettiğim zaman şöyle dedi:

— bu, işte. o huzurdur ki; nakşibendiye katında muteberdir. onların nisbeti dahi bu huzurdur. bu huzur için, şöyle denir:

— gaybeti olmayan huzur..

nihayetin, bidayete dere edilmesi dahi bu yerde tasavvur edilir. bu nisbetin, bu tarikat-ı aliyye’de husulü; diğer silsilelerde şöyle olur: talip şeyhinden zikirler ve virdler alacak, onlarla amel edecek ve bunun neticesi maksuduna ulaşacak. (yani: bu kadar zorlu çalışmaya bağlıdır.)

bir mısra:

gülistanımla kıyasla baharımı..

***

bu bulunması pek kıymetli nisbetin bu derviş’e husulü, iki buçuk aya yakın bir zaman sonra oldu. yani: zikir talimine başladıktan itibaren..

bu nisbetin tahakkukundan sonra, bir başka fena hali hâsıl oldu. bunun için:

— hakiki fena..

denir..

kalbe öyle bir genişlik geldi ki: âlemin tamamı dahi o kadar olamaz. arştan itibaren yerin merkezine kadar olan her şey, onun yanında hardal kadar kalır.

bundan sonra kendimi ve âlem fertlerinden her bir ferdi; hatta her zerreyi, yüce hak’tan gördüm.

bundan sonra bütün zerreleri tek tek, nefsimin aynı gördüm. kendi nefsimi dahi, bütün zerrelerin aynı gördüm. hatta bütün âlemi, bir zerrede izmihlale uğramış gördüm.

bundan sonra nefsimi, hatta bütün zerreleri, açılmış genişlemiş olarak gördüm. o kadar ki: bütün âlemi, hatta kat katını içine almış gördüm. hatta, nefsimi ve her zerreyi yaygın ve sari bir nur olarak gördüm: her zerreye… âlemin suretleri, şekilleri o nurda izmihlale uğrayıp hiç bir şey haline gelmişti. hatta her zerreyi, âlemin tamamını tutmuş gördüm.

üstte anlatılan manayı, hazret-i şeyhe arz ettiğim zaman şöyle dedi:

— tevhidde hakkalyakın mertebesi işte budur. cem’ül-cem dahi bu makamdan ibarettir.

sonra., âlemin şekillerini ve suretlerini bu vakitte mevhum olarak gördüm; ama, daha önce onları sübhan hakkın aynı olarak görmüştüm. daha önce, sübhan hakkın zatı olarak gördüğüm bütün zerreleri, tefavüt ve temyiz olmadan mevhum olarak gördüm.

bu esnada bana son derecede hayret arız oldu. yine o vakitte; füsus’taki ibareyi hatırladım. ki onu, muhterem babamdan duymuştum; allah rahmet eylesin. onda şöyle denmişti:

— istersen onun için, yani: âlem için şöyle diyebilirsin:

— o hak’tır..

yine istersen onun için:

— bir yüzü ile hak, bir başka yüzü ile halk..

diyebilirsin.. yine istersen onun için., aralarında temyizi olmadığından, hayrete kail olursun..

umumî manada bu ibaresi, ıstırabı teskin eyledi..

bundan sonra, şeyhimizin hizmetine gittim; halimi ona arz ettim. bana şöyle dedi:

— henüz huzurun, safiyetini bulmamış. sana verilen vazifeye devam edesin. taa, mevcud olan mevhum olandan ayrılıncaya kadar..

temyizin olmadığı manasını anlatan füsus’un ibaresini ona okudum; şöyle dedi:

— muhyiddin b. arabî orada, kâmilin halinden beyan etmiyor.

bazılarına rdsbetle temyizin olmayışı sabittir.

emir icabı olarak, kendi vazifemle meşguldüm. sübhan hak iki gün sonra bana, sırf hazret-i şeyhimizin teveccühü ile, mevhum mevcud arasını ayırd edip temyiz eylemeyi izhar eyledi. o kadar ki: hakiki mevcudu, muhayyel mevhumdan ayrılmış gördüm. mevhum olarak görülen sıfatları ve eserleri sübhan hak’tan sudur eder gördüm. bu sıfatları ve fiilleri dahi, aynı şekilde mevhum olarak gördüm. hariçte, o tek zattan başka mevcud görmedim.

bu durumu, hazret-i şeyh’e arz ettiğim zaman bana şöyle dedi:

— bu, cemden sonra fark mertebesidir; çalışmanın nihayeti de buraya kadardır.

bundan sonra, her şahsın kabiliyetine ve istidadına bırakılan zuhura gelir. tarikat meşayihi bu mertebe için:

— tekmil makamı..

derler.

***

şunun bilinmesi gerekir ki.

bu derviş, sekir halinden sahiv haline çıkarıldığım; fenadan sonra beka ile müşerref olduğum zaman, zerrelerimden her bir zerreye baktım; sübhan hakkın gayrını göremedim. bütün zerreleri, sübhan hakkın şühudu için ayna olarak buldum.

sonra, bu makamdan hayrete çıkarıldım.

nefsime döndüğüm, yani: hayretten ayıklığa geldiğim zaman. sübhan hakkı, vücudumun zerrelerinden her bir zerre ile beraber buldum; onun içinde değil. önceki makam, bu ikinci makamdan, nazarda daha aşağı ve daha düşük oldu.

bundan sonra hayrete çıkarıldım.

ayıktığım zaman. sübhan hakkı bu kere şöyle buldum: âleme muttasıl değil, ondan ayrılmamış da.. âleme dahil olmamış, onun haricinde de değil.. ihata, maiyet ve sereyan nisbeti dahi tam bulduğum şekilde oldu: önce bütünüyle intifa olmuştu. bununla beraber o keyfiyetle meşhud idi. hatta, mahsus (madde) gibi idi.. âlem dahi bu vakitte müşahede edilmişti. lâkin, anlatılan nisbetlerden hiç bir şey, sübhan hak için değildi.

bundan sonra, yine hayrete daldım. ayıklığa çıktığım zaman, malum oldu ki: sübhan hakkın bu âlem ile bir nisbeti var; ama anlatılan nisbetlerin ötesinde.. bu nisbetin keyfiyeti dahi meçhuldür. bu durumda, hak taâlâ keyfiyeti meçhul olan nisbetle meşhud olmaktadır.

bundan sonra, hayrete çıkarıldım.

bu mertebede bana bir nevi kabız arız oldu.

kendime geldiğim zaman, sübhan hak meşhud oldu. ama, keyfiyeti meçhul nisbetin dışında.. öyle bir şekilde ki: onun bu âlemle asla nisbeti yoktur. ne malum keyfiyetlidir; ne de meçhul keyfiyetli…

bu vakitte âlem, bu hususiyetle meşhud oldu.

yine o vakitte, sübhan allah’ın inayetinden, bana has bir ilim hâsıl oldu. bu ilim sebebi iledir ki: sübhan hak ile âlem arasında asla bir münasebet kalmadı. hem de her iki şühudun varlığına rağmen..

bu vakitte malum oldu ki: bu tenzih ile, bu sıfatlar ile meşhud olan sübhan hakkın zatı değildir. o yüce zat, böyle bir şeyden çok yücedir. belki de o: yüce hakkın yaratması taalluku için, misale dayalı bir surettir. halbuki o yüce zat, kevnî taallukatın çok ötesindedir. anlatılan taalluk; ister malum keyfiyetli, isterse meçhul keyfiyetli olsun. heyhat! heyhat!.

(290. mektup)

isnetus 22.02.2015 06:15

Mobil sürümden çık