Site icon İsnetus

Şeytan 7

iyi kotu yuz

Bir arkadaşımız bana şöyle bir mesaj atmış:

“isnetus ben insanlardan hiç hoşlanmıyorum. insanların çoğu şeytan bence. hiçbirinin bana iltifat etmesinden de etkilenmiyorum. nerede allah için yaşayan biri? en azından gayret eden biri? hepsi zombi olmuş. amaçsız yaşayıp duruyorlar. neden yaşıyorlar ki? ben bu dünyada yaşamaya bir saniye bile dayanamazdım onların yerinde olsaydım, ki eskiden bir iki defa intihar etmeye kalkışmıştım; ama korkumdan yapamamıştım… tek dertleri dünya olan ve tek tük istisnaları da kendi çukurlarına çekmeye çalışan şeytanlar… akrabalarımdan da zerre hoşlanmıyorum. mecburen görüşmek durumunda kalıyorum sadece”.

evet bu hükümlerin kendi mertebelerinde doğruları yansıttığını inkar edemem. ancak bütüncül bakış açısı itibariyle olayın vechesi çok farklıdır. o yüzden arkadaşa şöyle cevap verdim:

kendini değerli biri birim olarak görmek…

diğerlerinden üstün görmek…

diğerlerini şeytan olarak görmek…

aslında siz kendiniz şeytan olmuşsunuz da haberiniz yok…

şeytanda her şey vardı zaten; ilim de vardı, ibadet de…bu evrene onun gibi ibadet eden gelmemiştir…

peki onu şeytan yapan neydi?

elbette “ben ondan hayırlıyım” demesiydi.

bu sözde neler var inceleyelim:

1. çokluk algısı. ben ve diğerleri algısı

2. ben diğerinden üstünüm algısı

işte bu zihniyet kişiyi iblis yapmaktadır. çaresi ise tevhidin bakış açısıdır. dış alemi iç alemin yansıması ve projeksiyonu olarak bilmektir.

dışarda başkası yoktur. insanlar da dahil tüm mahlukat bizim iç alemimizin dışa yansımış, dışta somutlaşmış halleridir.

bu bakış açısını çoğu kimse spekülatif bulacaktır. ancak şöyle düşünelim: mesela dış dünyada bir tane somut ve objektif istanbul vardır. ancak pratikte ise istanbul’un nüfusunca, yani tam 15 milyon tane birbirinden farklı ve kişiye özel istanbul vardır.

işte dünya hayatı da böyledir. aslında herkesin dünyası, kendi iç dünyasının dışta açılmış halinden ibarettir. teker teker her insan için bu böyledir. biz asla diğer insanın benliğine temas edemeyiz. her insan rabbi ile baş başadır ve bize göre diğer insanlar yalnızca figürandırlar.

bu gerçeği altbeyniyle(kalbiyle) idrak eden kimsenin şikayeti kalmaz. kendini diğerlerinden üstün görmesi de artık söz konusu olamaz. diğerleri yoktur ki, kimi kimden üstün görsün? o zaman kişi rahatsız olduğu her ne varsa, o şeyin kendi içinden çıkmış olduğunu fark eder. yine eleştirebileceği tek varlığın da kendisi olduğunu anlar. işte bu bilinç kuran’da “levvame- kendini kınayan, özeleştiri yapan” bilinç olarak geçmektedir ve allah onun üzerine yemin etmektedir. eğer kuran’da allah bir şey üzerine yemin ediyorsa biliriz ki, onda çok büyük bir sır ve anlam vardır.

peki o büyük sır nedir?

levvame, hak ve hakikat yolunun giriş kapısıdır. bu bilince yükselmek sırf okumak ile olacak iş değildir(okumak ve bilgi girişi yardımcıdır). bunun için esasen zikir gerekir. zira ancak zikir ile anlamlar altbeyne inmekte, yerleşmekte ve otomatikleşmektedir.

isnetus 28.04.2024 07:43

Exit mobile version