Hem kuran’da, hem de hadislerde çok üzerinde durulan bir kavramdır.
ancak kuran emrediyor diye günümüz ortamında akraba taallukatla içli dışlı olursak, yalnızca gaflete düşer ve de hepten yolumuzu şaşırırız. bu meseleyi izaha gerek duymuyorum; çünkü zaten yeterince açık.
demek ki bu işler “kuran’da şöyle yazıyor, hadiste böyle diyor” demekle hallolmuyor. anlayış/fehim lazım; önce özü, ruhu kavramak, sonra da onu değişen şartlara göre tekrar açabilmek ve surete büründürebilmek için; bilginin çerçevesini tayin edebilmek için.
evet şu kritik bilgiyi tekrar hatırlatayım: “bağlamı tespit edilememiş bilgi, bilgi değildir; aynen cehldir”
sonuç: kâmil(olgun) insanın anlayış süzgecinden geçmemiş ayet ve hadisi kullanmak büyük vebaldir.
kâmil insanlar kimler mi?
mevlana, ibn arabi, imam-ı rabbani vb…
