Saf akıl yönünden bakacak olursak, kanaatimce sofistler en isabetli hükme varmış filozoflardır. zira insan kuru bir akılla en fazla “zan” kapsamında değerlendirilebilecek bir bilgiye ulaşabilir.
— spoiler —
“insanın bilgi yetileri yani duyuları, deneyleri ve aklı, bilgiyi elde etmede kesin olarak yetersiz olduğundan, sadece “zan” larımız olabilir. “zan” , ‘bilgi’ den veya ‘doğru’dan farklı olarak “doğru olduğunu sandığımız” veya “bize doğru gibi görünen ” şeydir. bundan dolayı bir zan, başka bir zan ile aynı değerdedir.
protagoras ‘ın ünlü sözü ile ; “insan her şeyin ölçüsüdür” peki iki insanın aynı konu hakkında birbirine tamamen zıt görüşü olduğunda durum ne olacaktır? protagoras’a mal edilen bir cümleye göre; “birbirine zıt olan iki görüş de aynı ölçüde doğrudur”.
— spoiler —
dikkat edersek burada anlatılan, nasrettin hoca’nın “haklısın, haklısın, sen de haklısın” fıkrasındaki mesajla aynıdır.
mesela faşizm de, komünizm de insan aklının birer kurgusudur. bunlar “zan” olmaklıkları itibariyle birbirinden asla üstün değildirler.
bu noktada asıl hata ise, insan aklının bir kurgusunu mutlaklaştırmak, sanki onu “mutlak doğrunun” bir ifadesiymişçesine ele almaktır.
“bilim” denilen ve tamamen insan aklının üretimi olan bir bilgi edinme yöntemini de mutlaklaştırmak aynı kapsamda görülmelidir. dolayısıyla aynı derecede hatadır.
insan için asla mutlak’ı kuşatmak, ihata etmek, anlamak, algılamak söz konusu olamaz. evet bu noktada sofistler ne güzel isabet etmişler ama bir şeyi unutmuşlar.
ya mutlak olan, insan mertebesine tenezzül ederse?(din ve vahiy)
ya ona istidat aynasının kabul ettiği kadar bir hakikat gölgesini bırakırsa(anlayış)
güneş ve güneşe tutulmuş bir ayna(ayna=akıl ve kalp)
ve aynada güneşin(mutlak olanın) bir suretinin oluşması.
