Sünnet’ten kasıt sünnetullah’tır; yani sünnet, evrensel düzenin kurallarıdır. peygamberin ayrıca bir sünneti olduğunu düşünenler büyük bir yanılgı içindedirler.
sünnete uygun davranmak, evrensel düzenin kuralları ile uyumlu olmak demektir ki, her alanda başarı ve sonuç elde etmek bu uyuma bağlıdır.
peygamberler, evrensel düzenin kurallarını en öz biçimde bize açıklamışlardır. onlar esasatı kurdukları için, aslında medeniyetin de gerçek babaları konumundadırlar.
bir peygamber her halinde, işinde, sözünde evrensel düzenle uyum içinde olmayı kendine prensip edinmiştir. insanlara da bunların en önemlilerini açıklamış, detayları ise daha çok halka açıklamayıp kendisi uygulamakla yetinmiştir. ancak bu detayları dahi, özünü anlamak kaydıyla, yürürlüğe koymamız bizim de faydamıza olacaktır. ancak bir genel kural olarak söyleyebiliriz ki, detaylara fazla eğilmeyip, ana kurallara riayet etmek de yeterlidir; hatta avam için en uygunu budur.
sünnetin özünü anlamayıp şeklen basmakalıp tekrar etmek veya ayrıntılara takılıp kalmak, son tahlilde dogmatik bir yapıya, sayısız iç çelişkilere ve safsataya yol açacaktır. din adı altında inanılmaz absürtlükler ortaya çıkma şansı bulacaktır.
bundan kurtulmak için sistem kurucularına müracaat etmemiz gerekir. yani ayet ve hadisleri doğrudan kendimiz anlamaya çalışmak yerine, onları iç tutarlılığı yüksek bir dünya görüşüne ve sistematik fikre dönüştürebilecek olan mütefekkirlere başvurmalıyız. öyle şahıslar ayet ve hadisleri gerçek bağlamına oturtabilirler. bunu da marifetleri ölçüsünde yaparlar. sistem kurucu mütefekkirin marifeti ne kadar yüksek ise, ortaya koyduğu fikriyatın ahengi ve iç tutarlılığı o kadar yüksek olacaktır. o zatlar sistemlerini inşa etme esnasında bağlama uymayan ölçüleri de değerlendirme dışı bırakabilirler. mesela, her hadisle amel edilecek diye bir kaide yoktur. ancak o hadisler kaynakları sağlamsa inkar edilemezler. umulur ki, ilerde başka bir sistem kurucusu yetişir ve o hadisleri kendi sisteminde yerine oturtur.
böyle bir ferasetten yoksun olanlar, dini yaşamak adı altında tüm hayatlarını çelişkiler ve zorluklar içinde geçirirler.
bu nedenle, ayet ve hadisleri yalnızca hakiki marifet sahiplerinden (imam-ı rabbani, mevlana, muhyiddin-i arabi, imam-ı gazali, abdülkadir geylani gibi…) bağlamıyla beraber öğrenmeliyiz ve asla zamane cahillerine itibar etmemeliyiz. onlar ayet ve hadisleri kendi sapkın görüşlerini pazarlamak için ambalaj niyetine kullanırlar. ‘ben söylemiyorum, kuran söylüyor” diyen kimsenin amacı ancak manipülasyondur.

