“Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi: namaz, kadın ve güzel koku” diyor peygamber.
birincisi, “sevdim” demiyor, “sevdirildi” diyor.
ikincisi, “dünyadan” demiyor, “dünyanızdan” diyor.
imdi, böyle bir zatın emmare seviyesinde yaşayan, tabiat bataklığında eyleşmiş, ego pisliğine batmış biriyle ne tür bir benzerliği olabilir ki?
bir emmare ne der?
“ben” der, “benim” der, “bana ait” der, başka bir şey demez. sevgisi de kendindendir ve “ben”ine endekslidir. egosunu destekleyeni, desteklediği müddetçe sever. aksi durumda düşman olur.
“dünyanız” ve “sevdirildi” kelimelerinin emmarenin lugatında yeri yoktur. o tabiatı ve egosu için kendisi sever. kadını sever, çünkü hayvani tabiatı öyle gerektirmiştir. şimdi bu kimse hayvaniyetinin gereğini yerine getirip, bir de üstüne sünnete uyduğunu iddia ederse, ne denir ki buna?
sahabe için aynı değerlendirmeyi yapamıyoruz; çünkü onlar daha nebiyle yaptıklar ilk sohbette emmarelikten kurtulma ve mutmainneye yükselme sürecini başlatıyorlar. dolayısıyla onların peygamberi aynen taklit etmeleri büyük sonuçlar doğuruyor. bizde ise lafta kalıyor. üstelik aradan 1400 yıl süre geçtiği için, şekli aynen taşımak beraberinde özü ve manayı da taşıma anlamına gelmiyor. zira artık tamamen bambaşka dünyalar söz konusu.
bizim sahabe gibi doğrudan mutmainne şuuruna yükselme şansımız bulunmuyor. bunun için tafsili süluktan geçmek zorundayız ve sırasıyla
emmare- temel tevhid bilinci- ibrahimi şuur >antitez= putperest nemrut
levvame- temel benlik bilgisi- musevi şuur >antitez= ilahlık iddia eden firavun
mülhime- öz benlik bilgisi – isevi şuur >antitez= vahdette ilahlık iddia eden deccal
kademelerini aşmak zorundayız. isevi şuura gelen kimsede hayvaniyet tamamen izale olur ve bir tür melekleşme gerçekleşir. o kimsenin artık karşı cins ile işi olması mümkün değildir. beşeriyet ancak mutmainneye yükselebilirse geri döner ona. bu noktada beşeriyetle beraber artık “sevdirildi” kelimesi de bahşedilir.
ayrıca önemle belirteyim ki, peygamberin ayrıca bir sünneti olduğunu sanmak çok yanlış bir algıdır. sünnetten kasıt, sünnetullah’tır; yani evrensel düzenin kurallarıdır. sünnete uymanın özü ve ruhu da evrensel düzenin kuralları ile uyumlanmaktan ibarettir.
eğer meseleyi bu şekilde anlamazsak, şekilden öte geçemeyip bir netice elde edemez hale geliriz. düşünün! islam alemi 19. yüzyılda toptan sömürge pozisyonuna düştü. niçin o hale gelmiştik? kuran yok edilmiş, sünnete(!) de uyulmaz mı olmuştu ki? bilakis, sahabeden bile gayretkeşti bizimkiler o zamanlar. sahabenin çoğunun haberinin bile olmadığı ibadetleri yapıyorlardı.
