Önce çoklu tanrı anlayışı…
sonra insan zihni biraz gelişince bunların sayısını iki ile sınırlıyor. hürmüz ve ehrimen…
tek tanrı anlayışına ulaşmak ise oldukça yüksek bir zihin seviyesi gerektirir.
günümüzde insanlığın tek tanrı anlayışına gelmiş olduğunu düşünüyoruz değil mi? bu hüküm kesinlikle doğru değildir. insanların ekserisi hâl itibariyle çok tanrılı bir dünya algısı içindedir.
kendisine güç atfettiğimiz her bir varlığa aslında bir ilahlık elbisesi giydirmiş oluruz. bir kimsenin üniversite bitirmesi; hatta master, doktora yapması bile söz konusu duygu-durumu değiştirememektedir. korteksi(üst beyni) işlemek, bizi ilim sahibi yapabilir belki; ama irfan sahibi yapmaya yetmemektedir. iman, irfan, marifet daha çok altbeyinle alakalı bir durumdur. altbeynin merkezi ünitesi ise kalptir.
o yüzden “lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” cümlesinin manası, islam’ın tevhid algısını ve temel eksenini oluşturmaktadır. ne diyor bu cümle? “Allah’tan başka yapıp eden yoktur”. yani tüm varoluşu arada ikinci bir varlık ve aracı olmadan çekip çeviren o’dur.
dikkat edin arada başka bir varlık yok! bizatihi her işi kendisi yapıyor. buna melekler de, bizler de dahiliz. hani “ben yaptım, sen yaptın, o yaptı” vs… deriz ya! işte bunlar çok tanrılılıktır. hayır, hepsini “o” yapıyor.
“onları siz öldürmediniz. fakat allah öldürdü. attığın zaman sen atmadın. fakat allah attı. böylece mü’minlere rahmetinden güzel bir tecrübe yaşatmak istedi. allah duyandır, bilendir” (enfal 17)
varoluşta tüm fiil o’na ait.
tek fâil o.
fiiller o’na ait olduğu gibi, sıfatlar yani özellikler de o’na ait.
sıfatlar dahi o’na aitse peki zat? işte bu çetin bir soru.. dur orada..
kolay anlaşılması için bir örnek vereyim:
yeryüzünün baştan başa her her renkten, her boydan cam kırıkları ile döşenmiş olduğunu düşünün. güneş bunların üzerine doğduğu zaman milyarlarca cam parçacığına kendi suretini veya rengini bırakacaktır. şeffaf ve ayna şeklinde olan cam parçaları(insanlar) güneşin tam bir suretini camdan kalplerine alırlarken, sair cam parçaları yalnızca güneşin renklerini(sıfatları) aksettireceklerdir.
tüm cam parçalarındaki suretler veya renkler hiçbir zaman sabit kalmayacak, sürekli değişecek ve yakamoz gibi çakacaklardır; zira güneş sürekli hareket etmekte ve açıyı değiştirmektedir.
güneşin tamamen nurdan bir varlık olduğunu farz edelim. nur; canlı, diri ve şuurlu bir varlıktır. aynı zamanda nurdan bir varlığın yansımaları veya gölgeleri de tıpkı aslı gibi canlı, diri ve şuurludur. güneşi saf nur kabul ettiğimiz anda, onun yeryüzündeki tüm akisleri de bir anda canlanacak, şuurlu, diri varlıklar olacaklardır.
o bize, bizden daha yakındır; zira aslın gölgesine olan yakınlığı, bizatihi gölgenin kendine olan yakınlığından daha ileridir.
“and olsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şahdamarından daha yakınız” (kaf 16)
