Site icon İsnetus

Tanrının İşkence Mağdurlarına Yardım Etmemesi

Önce şunu bil ki, yukarda seni seyreden, kafasına, keyfine göre müdahale eden bir sakallı dede kılıklı bir tanrı yok.

tıkır tıkır işleyen bir evrensel düzen var ve bu düzenin kurallarında da asla değişme olmaz.

“bu süregelen sünnetullâh’tır! sünnetullâh’ta asla değişme bulamazsın!”(fetih 23)

şu yaşadığımız dünya ve ona bağlı olarak karşılaştığımız olaylar, bizim kendi algılarımız çerçevesinde kurguladığımız bir dünyadır. tüm kötülükler “yokluk” neviindendir ve Allah’a atfedilemezler.

çünkü karanlık gerçek bir varlık değildir sadece ışığın olmaması halidir,

soğuk gerçek bir varlık değil, ısının olmaması veya az olması halidir,

nefret gerçek bir varlık değil, sevginin olmaması halidir,

zulüm gerçek bir varlık olmayıp, adaletin olmaması halidir.
…
tüm bu “yokluk”lar insana ait eksiklik, kusur, ihmal, terk, cehalet gibi vasıflardan ortaya çıkarlar.

Allah’ta bu kusurların hiçbiri olmadığı için, o mutlak iyidir. onda asla kötülük bulunmaz.

bu girizgahtan sonra gelelim asıl meselemize.

şu yeryüzünde işkencelerin, acıların en korkunçları yaşandı. hepsi dehşet verici ama garip değil. çünkü bu insan denen canlı, her şeyi yapar. bunu hepimiz biliyoruz.

bu evrenin düzeni, insan iradesine saygıya dayalı olarak kurulmuş. iyiye de, kötüye de izin veriliyor. olması gereken de o. başka türlü insan istidadı sonuna kadar açılamaz ve istenen sonuç elde edilemezdi. olayların eleğinde melek ruhlu insanların da, şeytan ruhluların da ortaya çıkması gerekiyor.

peki bu esnada çok acı çekenlerin dramına ne demeliyiz?

bu bedenlerimiz canımıza, ruhumuza nispetle bir elbise gibidir. elbise yırtılabilir ama ruha asla bir zarar ve zeval gelmez. bir kimse acı çektikçe, bedende fena bulmuş ruh, yavaş yavaş kendini o bedenden sıyırmaya başlar. dervişler sırf bu sonucu elde etmek için günlerce çile çekerler, yemezler içmezler, uyumazlar çünkü ruh bu esnada özgürlüğünü kazanır. tane için tuzağa yakalanmış kuş, uçar gider.

ve o tüm işkence çekenlerin yaşadıklarını sen yaşamayacağını mı sanıyorsun. öldüğünde bir ömür beraber geçirdiği için bedene son derece bağlı olan ruh, o çürüdükçe, dağıldıkça ıstırap duyacak. mesela çok sevdiğin bir arabaya birileri balyozla girip, parça parça etseler ve sen buna şahit olsan benzer bir acıyı yaşarsın.

peki işkencedeki fiziksel acı ne olacak, diyorsanız, belirteyim: bir noktadan sonra vücut kendini iptal edecektir. aşırı adrenalin, endorfin vs. ile bir şey hissedilmez hale gelecektir.

mesela hepimiz tarantino’nun “rezervuar köpekleri”ni seyretmişizdir. orada da feci işkence sahneleri vardı ama biz ne yaptık? o sahnelerden acı duymak bir yana belki de biraz keyif aldık. o sahneler için tarantino’yu suçlayacak mısınız?

işte bu alem bir nevi sinema filmi gibidir. dışardan bakan için olaylar farklı görünüyor olabilir.

üstelik bu dünyada yaşanan her şeyin bir bedeli, ücreti vardır, öte alemde. bu minvalde bir hadis ekleyip konuyu kapatayım.

“insanlar, başlarına gelenlere sabredenlerin ahiretteki akıbetlerini gördüklerinde, dünyada etlerinin demir makaslarla kesilmiş olmasını dileyecekler”

bilim ve tasavvuf

isnetus 19.05.2016 02:07 ~ 09:30

Exit mobile version