Site icon İsnetus

Tanrının İyi Bir Varlık Olmaması

diyalectic

Hz. İsa, “bana niçin iyi diyorsunuz, halbuki iyi olan sadece tanrıdır” diyor.

evet mutlak iyi, mutlak güzel, mutlak adil, mutlak bilen, mutlak hikmet sahibi ancak allah’tır.

insan da dahil diğer tüm mahlukat tanrının özelliklerinden ne kadar yansıma alabildiyse ve o yansımalarla ne kadar boyanabildiyse, o derece iyi, güzel, adil, hikmetli, bilgili olur. bunlar da sonsuz denizden alabildiği üç beş damlacıktan ibarettir.

zira insan bizatihi kendi varlığı ile veya yalın varlığı itibariyle kötüdür. onun birazcık olsun iyi olabilmesi, ancak tanrıdan yansıma alabilmesine bağlıdır.

peki insan niçin kendi yalın varlığı itibariyle kötüdür?

çünkü insan yoktan var edilmiştir. yani aslı yokluktur. yokluk ise tüm şerrin kaynağı ve madenidir. aklımıza hayalimize gelebilecek tüm şerler, gerçekte yokluktan ibarettir.

örnek:

-cehalet, bilginin yokluğudur.
-karanlık, ışığın yokluğudur.
-şer, hayrın yokluğudur.
-zulüm, adaletin yokluğudur.
-abes ve boş iş yapmak, hikmetin yokluğudur
vs…

tanrı kendisine hiç yokluk değmemiş mutlak varlıktır. sırf hayırdır…o’nda şerrin, kötülüğün kırıntısı bile bulunmaz. bilakis alemde iyi, güzel, doğru adına ne görüyorsak, hepsi ondan gelmiş cüzi yansımalardır. hepsinin kaynağı o’dur. beşer aleminde kötülüğün ve şerrin kaynağı ise insanların nefsleridir(benleri, egolarıdır).

allah bize fırsat verdi. önce hepimizi yoktan var etti. yokluktan varlığa getirmek hayırdır, lütuftur, ihsandır…sonra kendi özelliklerinden(esmasından) yansıma ve hisse alma kapısını açtı ki, bu sonsuz hazineleri insana açmanın ta kendisidir.

kişi o esmalardan aldığı pay kadar bilgili, hikmetli, adil, nurlu, anlamış, bilmiş, tatmin olmuş, mutlu olmuş olacaktır. hem de ebediyen. eğer kendisine açılan o hazinelerden yüz çevirir(inkar eder) ve çuvalını esmaların mücevheratıyla doldurmak istemezse de, ebediyen o esmaların ona kazandıracağı özelliklerden(tüm arzularına ve isteklerine kavuşmak, bütünüyle tatmin ve huzur bulmak, kısacası cennet hayatı) mahrum kalacaktır.

dünya ruhların eğitim sahasıdır. bu yüzden zıtlıklarla(antitezlerle) doldurulmuştur. mesela bir komando eğitim kampı korkunç denebilecek bir ortamdır. uçurumlar, bataklıklar, yılanlar, çiyanlar, her türlü haşerat, mayınlı bölgeler, bubi tuzakları, dikenli teller, sarp kayalıklar vs. ile doludur. “burası ne biçim yer böyle? burayı ıslah edelim, çiçekli yemyeşil bir alan haline getirelim, komandolar rahat etsin” derseniz, size ancak gülerler.

zira amaç en iyi komandoyu yetiştirmekse, eğitim kampı o haliyle güzel ve değerlidir. tersi durumda ise maksada aykırı ve değersizdir. tıpkı bu misaldeki gibi dünyanın antitezlerle(şer, kötülük, ihanet, yalan, zulüm, kan, gözyaşı vs…) dolu olması, maksada uygundur ve dünya bu haliyle değerlidir.

eğer dünya tamamen güllük gülistanlık bir yer olsaydı, o zaman maksada aykırı olurdu. bu da hikmetsizlik anlamına gelirdi. zira o zaman ruhlar gerekli eğitimi alıp marifet(tanrı bilgisi) basamaklarında yükselemezdi. allah’ın bir çok özelliği(esması) açığa çıkamazdı. allah bilinmez ve tanınmaz olurdu. insan pek çok ilahi hazineden hisse alamaz, mahrum kalırdı. günah işleyip tövbe edemezsen, tanrının çok affedici olduğunu nereden bileceksin? çirkin olmasa güzeli, zulüm olmasa adaleti nasıl fark edeceksin? vs…

“tanrı iyi değildir” diye son derece kusurlu bir hüküm bile(eğer kişi samimi ise), onu işin aslını öğrenmeye götürecektir(samimi değilse bir yere götürmez). bakın bu bile dünya adlı aşağıların en aşağısı ve antitezlerle dolu mekanın bir kazanımıdır.

isnetus 28.04.2026 09:24 ~ 13:39

Exit mobile version