Egonun en ağır hastalıklarından bir tanesidir. tarafgir olan kimse kimi ve neyi savunursa savunsun asla iflah olmaz. aklı iptal olur ve bu kimse ebediyen nefs-i emmarede çakılı kalır.
mesela hristiyanlar hz. isa’nın; şiiler de hz. ali’nin tarafgiridirler. bunlar dillerinden onların isimlerini düşürmezler, yere göğe, her yere, her şeye onların isimlerini verirler, resimlerini yaparlar, sözlerini asarlar, kıssalarını anlatırlar, onlar için terör estirirler; ama bunları yaptıkça (güya) taraftarı oldukları kişinin manasından büsbütün uzaklaşırlar, haberleri dahi olmaz.
bizde de insanların şuur seviyesi çoğunlukla tarafgirlik limitlerini aşamaz. hemen hemen her cenah için bu hüküm geçerlidir. kemalistimiz kupkuru bir tarafgir olduğu gibi, islamcımız da öyledir. değişik cemaat bağlılıklarının hepsi gerçekte birer tarafgirlikten ibarettir.
keza, günümüzde örneğini bol bol gördüğümüz partizanlık dahi tarafgirliğin en şeni örneklerinden biridir. hiç ayrım gözetmeden söylüyorum: hangi partinin tarafgiri olursa olsun hepsi ahmaklar güruhuna dahildir ve ölçümüz bellidir: “ahmaktan kaçınız”. eğer ahmaktan kaçmazsak bizim ona bir faydamız olmaz; zira ahmaklar ders almazlar; ama onun bize zararı büyük olur.
tarafgirliğin tanımını burada gayet açık olarak yaptığım halde hiçbir tarafgir bunları üzerine alınmayacaktır ve kendini hakikat savaşçısı olarak görmeye devam edecektir. bu hastalığı aşmak için eğitimli veya bilgili olmak yeterli gelmez; yüksek farkındalığa sahip olmak gerekir . en azından şuur nefs-i emmare‘yi aşmış olmalıdır.
levvamenin(özeleştiri yapan şuurun) asgari vasfı her duyduğu olumsuz manayı kendine hamletmesi, üzerine alması ve acı çekmesidir. sende var mı böyle bir vasıf? yok…olması da mümkün değil. öyleyse var git, diğer tarafgirlerle tepişmeye devam et.
sanırım, insanların her suçunda ben varım;
günah uzun bir kervan, tâ ucunda ben varım!
(nfk)
