Site icon İsnetus

Tarikat 2

Gençlik yıllarımda tarikatlar ve mürşidler konusunu yakından gözlemleme şansım oldu. sekiz kişinin sohbetinde bulundum, bazılarını birkaç kez dinledim. cemaatlerini gördüm, tanıdım ve inceleme fırsatım oldu. bazılarından başlangıçta epey etkilendim. fakat ileriki yıllarda ilmi olarak kendimi geliştirdikçe içlerinden bazılarının çok ciddi hatalar içinde olduklarını da gördüm. hatta bir tanesinde epey bir zaman takıldım. 93-97 yılları arasında dört yıl kadar ilmi anlayışlarını anlamaya çalıştım ama hiç bir şey zihnimde yerli yerine oturmadı. akılca zayıf bir kişi değilim, ama aradan geçen 4-5 yıla rağmen huzura yaklaşamadım bile. sonra hepsinden uzaklaştım ve uzun uzun düşündüm. bu kadar yıl anlamaya yetmez, biraz daha gayret edeyim dedim ama iki yıl daha zor dayandım ve sonunda pes ettim. çünkü yedi yılı tamamlamıştım ama hiç bir fayda görmemiştim. insanlar bir tarikata girdiklerinde ibadet etmeye başlayınca sanıyorlar ki çok büyük fayda gördüler. oysa bunu yapmaları zaten farzdır, ibadet etmek için tarikata girilmez. ben zaten çok ibadet ederdim, bu bağlamda bana ekstra bir faydası olmadığı için gerçeği rahatça görebilme şansım oldu.

benim tarikatlarda aradığım ise, öncelikle kuran’la örtüşen bir ilimdi. sonra peygambere ve sünnetine bağlılıktı. bundan sonraki sırada bana anlatılan ilmin zihnimde oturması ve beni huzura kavuşturmasıydı. bunların hiç birinin tarikatlarda olmadığını anlamak için tam yedi yıl geçmesi gerekti. sonunda tarikat olayı benim için bitti. kişisel bir başarısızlık mı diye defalarca meseleyi kendi zihnimde irdeledim. ama onca tarikat içinde bir tane bile huzura ve kemalata erişen kişi göremedim. hatta bırakın huzur ve kelamatı, pek çoğu öncekinden de kötü durumdaydı ama farkında değillerdi. tablo korkunçtu ama zihinsel bir vortexin içinde kaybolmuşlardı, körleşmişlerdi. kendileriyle ilgili gerçeği de içinde bulundukları yanlışı da göremiyorlardı. bu bağlamda kendimle ve içinde bulunduğum durumla yüzleşme cesaretini veren allah’a ne kadar şükretsem azdır. hakikaten büyük lütuf olarak görüyorum bu yüzleşmeyi, acı da olsa.

o günlerde nasıl bir ilahi yardım aldığımı şimdilerde daha iyi anlıyorum. birden içinde yaşadığım sis bulutu açılıvermişti adeta ve ben her şeyi çıplak bir şekilde görmeye başlamıştım. şöyle ki: samimi olanlar müstesna, insanların çoğu tarikatları menfaat elde etme vesilesi olarak görüyorlardı. başlangıçta bu amacı taşımıyor olsalar bile bir süre sonra bu olanağı keşfedip şeytana uyuyorlardı. bazıları da aidiyet güdüsünü tatmin aracı olarak kullanıyordu tarikatları. kimileri de hayatın hiç bir yerinde başarılı olamamış, kendini gösterememiş özgüvensiz kişilerdi. onlar da tarikatları nefsi bir tatmin aracı olarak kullanıyorlardı. çünkü hiç bir yerde gösteremedikleri kadar kendilerini gösterme şansı yakalamışlardı. fiilen dişe dokunur bir şey yapamadınsa, düşüncelerinle yapabilirsin hesabı. birkaç süslü ilmi sözle etraflarında yüzlerce insan toplanıyordu ve saygınlık yakalayarak nefslerini böyle tatmin ediyorlardı. sadece bu kadar da değildi çarpıklık. tarikatları maddi açıdan palazlanmak için kullananlar da vardı. bana en itici gelen de bu yanıydı zaten. mütevazı yaşamlarından epey üst sınıflara sıçrayanları gözlerimle gördüm, şahide gerek olmaksızın.

mürşidler de belki başta ulvi amaçlarla çıkmışlardı yola ama sonradan durum değişiyordu. insanlara rab (efendi) olmak ve iktidar lezzeti bir kez tadıldı mı sonrasında bundan arınmak oldukça zordur. onlar da çoğunlukla bu tuzağa düşüyorlardı. başlangıçta herkese kucak açarken, tarikatın şöhreti arttıkça artık sadece önemli kişilerin ulaşabildiği kişilere dönüşüyorlardı. biri ikisi değil, istisnasız hepsinde böyleydi durum. yok birbirimizden farkımız, biz hepimiz aynı markayız hesabı. ilmi olarak asla hata kabul etmiyorlar ve islam’da çok önemli olan istişareye önem vermiyorlardı. eleştireni ise adeta aforoz ediyorlardı. fazlaca övülmenin ve kutsallaştırılmanın sonucunun farklı olmasını beklemek hatadır. hatice’ye değil neticeye bakın denir ya. peygamberimiz işte bu sonuca ulaşmanın insan için fıtri bir durum olduğunu bildiği için insanların yüzlerine övülmesini yasaklamıştır.

velhasıl kelam, genel olarak tarikatlarda din adeta nefslere oyuncak edilmişti. özelde bazılarında da sapkınlık diz boyuydu. çoğu tarikat nebinin getirdiği dinden daha üstün bir yol keşfettiğine inanıyordu. bunu açıkça itiraf edemiyor olsalar bile imalar böyle idi. insanlar da 1.5 milyar müslüman arasında bir ayrıcalık yakalama zaafına kurban olmuşlardı. nefs bu, böyle zaafları vardır ve fırsat yakaladığında gözü döner. kendini ayrıcalıklı bir sınıfa mensup gören kişi artık bu tatmini terk edemez kolay kolay. işte çoğu da allah’tan böyle uzaklaşıyordu. kibir ve enaniyet almış başını gidiyordu ne yazık ki.

sonunda bu tabloya isyan bayraklarını açtım ve hepsinden uzak yaşamayı seçtim. tabii ki içlerine girip çıktıklarım bunu hazmetmekte çok zorlandılar. eğer zeki bir insan ve özellikle de eli kalem tutan biri sizi terk ediyorsa, bu herkes için kötü bir örnek ve reklâmdır. o sebeple başarısızlığın ve hataların sizde olduğunu iddia ederler ki cemaatlerini korusunlar.

o zamanlar hakiki bir ilme sahip olmadığımdan tarikatlarla epey bir mücadele ettim açıkçası. şimdi olsa böyle bir mücadeleyi lüzumsuz görürdüm. çünkü şu andaki çabamla o günkü çabam aynı nitelikte ve kalitede değildi. şimdi ise durum çok farklı.. bu farkın sebebi ilmi açıdan kendimi geliştirmemle ilgiliydi. o günlerde ise hakikati arıyordum ama henüz bulabilmiş değildim. zihnimde hak ile batıl keskin çizgilerle ayrılmış değildi, hangi hakikati nasıl savunacaktım? bir şeylerin doğru olmadığını biliyordum, yaşayarak görmüştüm ama doğrunun ne olduğunu da hakkıyla bilmiyordum. o sebeple hakikati değil, kendimi savunmak düzeyinde kaldım. oysa sadece hakikati savunanlar başarılı olabilirdi, kendini savunanlar değil. çünkü hakkın nurunu hiç kimse örtemezdi. nefs için mücadele edenlerin eriştiği ise sadece ateş olabilirdi. hakikat için mücadele edenlerin eriştiği ise ışıktı, nurdu.

sonrasında uzun yıllar boyunca gayret ettim ve aşama aşama beni huzura kavuşturan ilmi anlayışa eriştim sonunda, çok şükür. bu anlayışa erişmemde start aldığım nokta, tarikatları terk etmeye karar verdiğim noktadır. bugün bu noktaya gelebilmemi, bu vazgeçmeye ve terke borçluyum. gözümü açan ve beni oralardan çıkarıp rahmet sahasına alan ve huzura kavuşturan allah’a hamd olsun, şükürler olsun. her gün bir kez bunun için gözyaşlarıyla şükrederim, secde ederim. ne kadar minnettar olduğumu sadece allah’ım biliyor. ateşlerin en büyüğünden, şirkten ve lanetin dibinden çıkardı beni.. şükründe acizim! kul olarak ne yapsam, bugün içinde olduğum rahmetin hakkını ve karşılığını veremem. allah layık etsin. 

tabii ki önceki hatalarımın bedelini de ödedim, ondan kaçış yok. allah’ın affetmeyeceği tek günah şirktir. eğer açık şirke (allah’a açıkça ortak koşma durumuna) bulaştıysanız, tevbe etseniz ve tevbeniz kabul olsa bile geçmiş günahlarınızın bedelini ödetiyor allah. zaman içinde neden böyle bir bedel ödediğimi çok düşündüm ve anladım ki tarikatların çoğu açık şirk (allah’a açıkça ortak koşma) içindeler ve oralarda insanın bir rahmete ermesi mümkün değildir. ve önünde sonunda girdikleri bu şirkin bedelini en ağır şekilde ödeyeceklerdir. tevbe etmeniz de bedel ödemenize engel olmuyor. tevbe, sizi yeniden hata işlemekten koruyan bir rahmeti indiriyor ve allah’ın şirke girene olan gazabını dindiriyor. ama dün yaptıklarınızın örtülmesi tevvab (tevbeleri kabul eden, affeden) ismi nuruyla değil, afüvv (kullarının günahlarını kendilerinde sorumluluk kalmayacak bir şekilde affeden, amel defterlerinden günahları silen) ismi nuruyla ilgilidir. o nur yani afüvv ismi nuru şirk için inmiyor, bunu da biliniz. bugün bedelini ödemediyseniz de yarın mutlaka ödeyeceksiniz. fatura bir kere kesildi mi mutlaka adrese teslim ediliyor. o sebeple şirk konusunda sürekli uyarıyorum. ben o bedeli ödedim, hem de en şiddetli ve acı olanıyla… hayatımın her sahasında ödedim bu bedeli.. lakin ettiğim tevbeye sadakat gösterdiğim için allah’ın o şiddetli gazabı dindi şükürler olsun. şimdikiler sadece nefsin imtihanı düzeyinde, gazap değil inşallah. allah bir daha şaşırtmasın dilerim.

hakikaten samimi olan ve şirkten uzak yaşamak için her şeyi göze alan insanı ya bu ortamlara hiç sokmuyor allah, ya da soktuysa da çıkarıp kurtarıyor. buna bizzat şahit olmuş biriyim. bunu hem kendi yaşamımda hem de hakiki kemalat sahiplerinin yaşamında gördüm. o sebeple bana göre tarikatlar allah’a ve rahmetine yaklaşmaya değil, bilakis uzaklaşmaya vesiledir. belki başlangıçta böyle değillerdi, ama zaman içinde şeytanın arenasına dönüşmüşler ne yazık ki çünkü zemin müsait..

her neyse… işte benim tarikatlarla ilgili deneyimlerim ve elde ettiğim sonuç bu… artık dileyen ibret alır, dileyen bildiği gibi devam eder. allah bizleri sırat-ı müstakimden ayırmasın dilerim.

(alıntı-ayşegül samur)

isnetus 27.05.2016 13:48

Exit mobile version