Site simgesi İsnetus

Tasavvufun En Büyük Sırrı

Günümüz için artık sır mır kalmamıştır. her şey apaçık, her şey aşikâre,

bir sır ki âşikâre,
avcı yenik şikâre.
yalnız, yalnız sabırda
çaresizliğe çare…

nfk

eski devirlerde mürit belli bir seviyeye ulaşıp, hazır hâle geldiğinde şeyhi kulağına eğilir ve ona vahdet-i vücud sırrını verirdi. işte mürit o anda aydınlanır ve büyük bir dönüşüm geçirirdi.

tabii hemen soracaksınız, biz de sırrı duyuyoruz ve okuyoruz neden bizde bir değişiklik olmuyor?

elbette olmaz, öncelikle biz hazır değiliz. o seviyeye gelen müridin yağı, fitili her şeyi tamam, iş sadece bir kıvılcıma bakıyor.

ikincisi, o sırra gark olmuş kişinin sözünü bizzat onun ağzından duymak başkadır. bize de mutlaka ondan bir hal sıçrar.

faraza öylesi bir zat gelse ve o sırrı kulağımıza fısıldasa istenen sonuç elde edilemez. bir de üstüne bizi perişan eder. muhtemelen bizi akıl hastanesine kaldırırlar veya intihar söz konusu olabilir.

çünkü o zatın kelamı asla kuru bir söz değildir, bir inisiasyondur.

bu arada büyük sırrı size hemen vereyim. ama sadece söz halinde, korkmayın cinnet falan geçirmezsiniz;

âriyet isimlere kafanı takma sakın!
zîrâ hakk sana, bil ki, şah damarından yakın!

donmuş suya “buz” dersen, bu, âriyet isimdir.
sende “benlik” vehmini sağlayansa cisimdir.

aslına bakarsan buz düpedüz sudur ancak.
bir düşün! kim, bu cismin ardında açmış sancak?

esmâ’ tecellîsiyle aldatma sen kendini!
fehmeyle zât’ını da yok et vehmin fendini!

bu idrâkî mi’râcla mutlak saîd olursun;
bir gün gelir hakk’ı da hakk-el-yakîn bulursun.

(ganiyi muhtefi)

isnetus 10.09.2014 23:23 ~ 23:32

Mobil sürümden çık