İslam’ın hakikatından zerre gram haberi olmayıp, batı düşüncesi ile bulanmış, dünyaya onların cebren takdırdığı gözlüklerle bakan, ama ahvalinden bile habersiz, sığ idrakların sorgulama mevzuudur.
insan kabaca üç boyutlu bir varlıktır. (ayrıntıda on boyutlu ama şimdilik bunu es geçiyoruz)
beden,
nefs,
ruh,
olmak üzere…nefs bedenin enerjetik eşleniğidir ve maddenin latif bir formudur dolayısıyla onu da madde boyutuna yani bedene dahil edebiliriz. bu takdirde geriye ikili bir yapı kalır.
bedenin ve madde boyutunun kemalatı ki, nübüvvet kemalatıdır ve temsilcisi nebiler, peygamberlerdir. bu zatlar insanı belli davranış normlarına davet ederler ve çoğunlukla siyasi bir yapılanma ile toplumu da belli düzenlemeler ile biçimlendirmeyi amaçlarlar.
ruhun kemalatıdır ki, velayet kemalatıdır ve temsilcisi evliyadır.
nübüvvet kemalatı, velayet kemalatından çok çok üstündür ve aralarında kıyas yapmak bile pek mümkün değildir.
nübüvvet kemalatı “asıl”, velayet kemalatı ise “gölge”dir.
nübüvvet kemalatı madde kaydında olması hasebiyle zamanidir yani belli bir zaman sonra etkisi ve hükmü kalkar, tükenir. yeni bir peygamberin gönderilmesi zaruri olur. ancak velayet kemalatı zaman üstüdür. zaman mekan kaydında değildir.
son peygamberin gelişinden itibaren nübüvvet nuru belli bir zaman aralığında faal kamış ondan sonra sönmüştür ve geriye sadece kabuk ve klişe bilgisi bırakmıştır. incisi düşmüş isitiridye gibi…
bu nur, sahabede, tabiinde canlı kalmış, tebe-i tabiinde ise iz bırakıp kaybolmuştur. nübüvvet nurunun sönmesi adeta güneşin batıp gece olması gibidir. ondan sonra gökte velayet ayı belirmiş ve insanlığı büsbütün karanlığa düşmekten kurtarmıştır.
ancak velayetin vereceği hayatiyet sınırlıdır dolayısıyla islam aleminde daimi bir düşüş söz konusu olmuştur, taaa 1600’lü yıllara kadar. neden 1600 kritik bir yıldır?
çünkü son peygamberin vefatından itibaren bin yıl sonraya denk gelir bu tarih. imam-ı rabbani hazaretlerinin beyanı üzere, bir peygamber vefatından itibaren yavaş yavaş madde aleminden tecerrüt eder ve bin yıl geçtikten sonra madde aleminden büyük ölçüde ilişiği kesilir.
bu ilişkinin kopması tıpkı ruhlara verilen elektriğin kesilmesi gibidir. müslümanlar ipi kopmuş tesbih taneleri gibi darma dağınık bir duruma düşerler çünkü artık arka planda işleri organize eden manyetik alan yitmiştir.
işte bu durumda sadece geriye velayet nurları kalmıştır. eğer velayet nuru da olmasa müslümanlar tamamen karanlıkta kalır ve yeryüzünde islam diye bir din kalmazdı. sizin akşama kadar kuran okumanız da durumu asla değiştirmezdi.
feyz ve nur olmadıktan sonra kuran okumak boşa yorgunluktur. susuz bir kuyudan tulumba çekmeye benzer. haa bir de şuna yarar. bir takım anlayış yoksunu tipler boşa tulumba çekmeyi iş sanırlar ve kendilerinde bir şeyler vehmederler.
isnetus 11.06.2014 10:13 ~ 12:01

