Muhyiddin-i arabi hazretleri hacca gitmek için endülüs’ten yola çıkar. mısır’a geldiğinde orada evliyadan bir zatı evinde ziyaret eder. bu zat oldukça güzel bir evde, lüks bir hayat sürmektedir. arabi hazretleri ayrılırken o zat, “falanca yerde benim bir öğrencim var. senin yolunun üstüdür. geçerken ona uğra ve dünyayı kalbinden çıkarmasını söyle ona” der.
arabi hazretleri yoluna devam eder ve söylenilen yerde öğrenciyi bulur ve ona misafir olur. öğrenci bataklık bir bölgede sazdan bir kulübede inziva halindedir. zamanını zikir ve fikirle geçirmektedir. her gün iki balık tutmakta, birini gıda olarak değerlendirmekte, diğerini sadaka olarak tekrar suya bırakmaktadır.
arabi hazretleri öğrenciye hocasının mesajını iletir. öğrenci hayıflanmaya başlar ve der ki, “işte ben gördüğünüz gibi son derece fakirane bir hayat yaşamaktayım. buna rağmen dünya kalbimden çıkmış değildir. kalbim hâlâ dünyanın malına, güzelliklerine tutkundur. hocam ise lüks bir hayat yaşamasına rağmen, kalbi tamamen dünyadan kopmuştur”.
– isnetus o zat niye lüks hayat yaşıyor? peygamber efendimiz bile kıt kanaat yaşamış. olur mu öyle şey?
+ niçin olmasın? halk rahat bir hayat içinde gördüğü veli bir zatı inkar etme eğilimindedir. “bunun bir eli yağda, bir eli balda. müritlerini söğüşlemiş de böyle olmuş” vs. derler. aslında bu sözlerin kaynağı kıskançlık ve hasettir. zira onların dünyaya rağbeti ve hırsı fazladır. en büyük emelleri de dünya malı ve güzelliklerine ulaşmaktır. kendinde olmayıp başkasında gördükleri zaman hasedinden çatlar hepsi.
aynı şekilde komünistler dahi halkın bu ağır hastalığını istismar edip kendilerine militan devşirirler. “patronlar işçiyi soyduğu için zengindir” diyerek, onları haset hastalığından yakalayıp, burnu halkalı ayıyı çeker gibi istedikleri istikamete çekerler.
işin daha kötüsü de şudur: eğer bunlar yoksul bir hayat yaşayan veli görseler, yine inkar eğilimine girerler ve bu sefer “islam dünyası işte bu -bir lokma bir hırka felsefesi- yüzünden geri kaldı” derler. niçin böyle söylüyorlar? çünkü onların dünyaya hırsı çok fazladır. dünyanın güzelliklerinden mahrumiyet onlara çok acı gelmektedir.
kısacası halk veli zatları her halükarda inkar yoluna gitmektedir. zengin görseler başka gerekçeyle, fakir görseler bir başka gerekçeyle inkar ederler.
– isnetus gerçekten de bahsettiğin dünyayı terk olgusu geri kalmaya yol açmaz mı?
+ dünyayı terk, avamın anladığı gibi bir şey değildir. onların terkten anladığı ruhbanlıktır. oysa ruhbanlar ters kutba savrulmaktan başka bir şey yapmamışlardır. içlerinde dünya sevgisi tüm haşmetiyle durmaktadır. onlar halkı sömürmenin bir başka yolunu bulmuş bir güruhtur sadece.
gerçekte dünyayı terk, bir bilinç sıçramasıdır. bilincin artık dünya malı, parası ve güzellikleri ile kayıtlanmaması durumudur. bunlardan mahrumiyet değildir. mesela yemek yemeyi zevk ve hırs haline getirmiş kimseler vardır. ömürlerini lezzetli yemek peşinde koşarak geçirirler. bu ağır bir hastalıktır. bu hastalıktan arınmak, “yemek yemeği terk etmelisin” anlamına gelmez hiçbir zaman. bu türlü bir arınış hiçbir olumsuzluğun sebebi olamaz. bilakis bir özgürleşmedir. ruhbanlık türü güya terkler ise, evet dediğiniz gibi sayısız olumsuzluğun sebebi olabilir.
