Biraz önce parkın içinden geçerken köşede oturmuş bir tinerci gördüm.
neden bilmiyorum, içimden onun yanına gitmek geldi.
gittim oturdum yanına. adam şaşırdı; çünkü milletin onu görünce korkup yolunu değiştirdiğini anladım o şaşkınlığından. halini hatırını sordum. tabii adamın kafası madde kullanımından hoşaf olmuş durumda.
özetle, ona dünyadaki tüm dertlerin tek bir mertebede çözülebileceğini anlattım. o mertebenin “allah” olduğunu söyleyince, bizim tinerci başladı kendi uyduruk din inancı konusunda atıp tutmaya.
“düşünme” dedim ona “düşünme”…düşündüğün, fikir beyan ettiğin, konuştuğun anda bitersin. sadece ve sadece “yâ rahıym” de. hiçbir şey düşünmeden, akıl oyunlarına girmeden, sadece allah’a yönel ve o’na “yâ rahıym” diyerek hitap et; o’ndan şefkatini merhametini talep et…
ve elini sıkıp, ondan dua isteyip ayrıldım…
hadisenin tevili:
ey nefsim, işte sen o tinercisin. zahirde ne kadar konforlu bir hayat içinde olursan ol, maneviyat boyutunda görünümün ve halin o tinerciden farklı durumda değil.
manevi alemin büyükleri, seni de tıpkı o tinerci gibi görüyorlar nur boyutundan bakınca. bir sürü gereksiz felsefi düşüncelerle oyalanacağına, allah’a yönelip o’ndan şefkatini merhametini iste de canını kurtar.

