Ayrıntıda çok şey söylenebilir ama ben işin en öz kısmına değinmek istiyorum.
anti-komünizm, güney kore’nin varlık hikmeti icabı onun tabii bir vasfıdır. dolayısıyla 1960’larda fırtına gibi esen ve tüm dünyayı kasıp kavuran sol ve sosyalizm eğilimlerine karşı bağışık kalmış bir ülkedir güney kore.
biz ise maalesef sol eğilimlerin kurbanı olduk. kalkınmanın devletçilik ve kamu sektörü eliyle başarılacağı ilüzyonuna kapıldık. halbuki sosyalist politikalar, bırakın bir ülkenin kalkınmasını; geri kalmışlık, sefalet, despotizm ve kargaşa için menba gibidirler.
sosyalizm bir petrol ülkesinde size benzin kıtlığı yaşatır
bir tarım ülkesinde açlık ve sefalet içinde yaşatır
hatta çölde size kum kıtlığı çektirir.
sosyalizm denen illet, 20. yüzyılda ortaya çıkmış bir veba türüdür; kızıl ölümdür.
sosyalizm/komünizm, deccalizmden bir şubedir. tüm ünlü komünist liderler irili ufaklı deccal hükmündedirler(en büyük deccal henüz çıkmadı).
işte güney kore’nin en büyük şansı bu oldu: sosyalist kalkınma safsatasına düşmediler. dışa açık, ihracata dayalı ve özel sektör eliyle icra edilen bir kalkınma modeli uyguladılar. dolayısıyla başarı kendiliğinden geldi.
not: ama marş konusunda çok iyiler. o konuda haklarını yemeyelim. işte size bir örnek, ay carmela:
