İnsan dünyada sıkıntı içindedir. bu sıkıntısını o an mahrum olduğu her neyse ona bağlar genelde.
param olsaydı mutlu olurdum
sevgilim olsaydı mutlu olurdum
iyi bir makamım mevkim olsaydı mutlu olurdum
iyi bir arkadaş çevrem olsaydı mutlu olurdum
başımızda şu siyasi parti olmasaydı mutlu olurdum vs…
ama o isteği gerçekleşecek olsa, hiç de geçmişte hayal ettiği mutluluğa ulaşamadığını fark edecektir. zira onu gerçekten mutlu edecek olanı içten içe bilmektedir. her insan tanımlayamasa bile o gerçek mutluluk sebebini his mertebesinde bilir.
ben uzun yıllar önce üniversite yıllarında iken, bir ara o hâle ulaşmıştım. yatakta mutlu mesut yatıyordum ve içimden şu his geçiyordu: “ben artık aradığımı buldum. artık hiçbir şey yapmama gerek kalmadı”.
o hale ulaşanın arayışı ve çabası bitmektedir. dünyadaki hiçbir şey o hisse denk değildir. insan neyin peşinde koşarsa koşsun, aslında hep o hali aramaktadır. dolayısıyla yanılıp şaşırıp peşine düştüğü diğer hedefler, ulaşıldıklarında değerini yitirmektedir. zira onlara ulaşıldığında, insanda “bu değilmiş” hissi oluşmakta ve arayış kaldığı yerden devam etmektedir. kadın ki, erkek için en büyük arzu öznesidir; bakın şair onun için ne diyor:
kadından kendisinde olmayanı isteriz;
hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz…
kadın bile böyleyse, diğerleri nedir ki…
