Bilim, fikir yuvası olduğu. gerçekte ideolojik formatlama tesisidir bu kurum. ortaçağdaki kiliseler her neyse bugün de aynı vazifeyi üniversiteler görmektedir. profesörler ise papazların muadilidir. modern rahipler.
burada öğretilen bilgiler asıl hedef için basamak ve malzemedirler. bir dünya görüşü, bakış açısı öğrenciye empoze edilir. bu formatı yiyen bir daha o paradigmanın çerçevesinden asla kendini kurtaramaz. her girişimi hatta eleştirisi bile aynı şuurun ürünü olduğu için kendini hep yeniden üretir.
böylece kurbanımız, bir burjuva ideolojisi olan bilimsel-pozitivist paradigmayı öylesine benimser ki artık dünyayı hep o pencereden değerlendirir. çok nadiren o paradigmayı aşan biri çıkarsa onu da deli veya terörist olarak görür.
burjuva ideolojisinin din karşıtı olması tamamen şartlar icabıdır. önceki dönemde tarım toplumu eliti kendini din kaynaklı bir ideoloji ile meşrulartırdığı için burjuvazi mecburen dine hasmane tavır almıştır.
bu arada hemen belirteyim ki, dinin kendisi ile dinden devşirme ideoloji farklı şeylerdir. gerçekte din asla ideoloji seviyesine inmez. o varoluşa katılmaktan ibaret canlı bir yaşantıdır, akli değildir. ancak toplumlar kısa sürede dini aklileştirir ve toplumu hizada tutmakla görevli bir ideoloji derekesine düşürürler.
aklileştirlmesi ile beraber otomatikman zıt kavramlar da türemiş olur çünkü akıl planında olan her şeyin reddi ve inkarı mümkündür. işte bu da çatışmanın kaynağıdır.
