Varlığın hakikati “yokluktur”; eskilerin tabiriyle ademdir(a harfi üzerinde uzatma yok. îdam da aynı kökten)
bu nedenle yokluk, mutlak varlığın(hakkın) aynası oldu. mutlak varlığın tüm kemali, yokluk aynasında belirdi.
mutlak varlık katıksız hayırdır. o mertebede çirkinlik, kirlilik, kötü ve şer asla bulunmaz.
sırf yokluk mertebesi ise şer ve kötülüğün %100 olduğu noktadır. katıksız şer ve çirkinliktir.
bu alemde tüm mahlukatın hakikati yokluktur; hepsi yokluk hamurundan imal edilmişlerdir veya bir başka tabirle yoktan var edilmişlerdir.
mahlukat ancak üzerlerine düşen değişik oranlardaki mutlak varlığın ışığı ile canlanırlar ve varlık meydanına çıkarlar. üzerlerinde görülen kemal ve cemal kendilerinden değildir ve mutlak varlıktan yansıma yollu gelmiştir.
mesela güzel bir kadında gördüğümüz o cezbedici cemal dahi ona yansıma yoluyla gelmiştir ve kendinden değildir; dolayısıyla eğretidir. zamanla her şey aslına döndüğü için dünyanın en güzel kadını dahi yaşlanınca o arızî güzelliğini ödünç aldığı yere teslim etmek zorunda kalır ve asli yüzü ortaya çıkar.
işte bu yüzden dünyadaki güzelliklere el atmak ve meftunu olmak tehlikelidir. peri diye el uzatırsınız, cadı ile baş başa kalırsınız. ancak insanın dahi hakikati yokluk olduğunda şerre karşı tabii bir meyli vardır.
nur/melekût boyutu ise şerden ve kirden uzaktır. dolayısıyla mukaddestir. oraya ait hiçbir güzelliğe el uzatmak kötü sonuç doğurmaz; bilakis çok makbuldür. bizlere oranın hükümlerini bildirenler peygamberler ve evliyalardır. peygamberlere uyularak yapılan dünyevi işler dahi aslen olmasa bile hükmen dünyevi olmaktan çıkar ve temiz ve güzel hükmünü alırlar. hz. ömer “saliha bir hanım dünyadan değildir” buyurmuştur. mesnevi’de bu hakikat, “gül kokusundan bayılan debbağ/derici” hikayesinde anlatılmıştır.

