Veganlık veya vejetaryenlik ilk başta masum bir kişisel tercih olarak görülebilir. ancak günümüzdeki görünümü itibariyle ağır bir hastalıktır maalesef.
niçin?
çünkü veganlık veya vejetaryenlik bir ideoloji, hayat tarzı veya bir kimlik gibi benimsenmektedir günümüzde ve de diğer vegan ve vejetaryenlerin oluşturduğu gruba bağlılık ve aidiyet hissinin ortaya çıkması söz konusudur zamanla. (eşcinsellik hem bu yönü itibariyle hem de apaçık bir cinsel sapma olmasından dolayı hastalıktır)
işte bâtıl olduğu nokta burasıdır. zira insanı hakikat arayıcılığı yerine boş ve sahte bir dava ile oyalamaktadır. insan bütün ömrünü “şunu yiyeyim bunu yemeyeyim” diyerek, bunları ve etrafındaki sorunları dert edinerek harcamamalıdır. aklını ve kalbini lüzumsuz şeylerle oyalamamalıdır.
tasavvuf ehli arasında et yemeyen zatlar çok az çıkmıştır. bu da o zatların hayata olan saygı ve hassasiyeti biraz fazla olduğundandır. mesela bir kuzuyu kesmeye kıyamamışlardır.
bu noktada ölçü şudur: hayata karşı saygısızlığın mutlaka bir bedeli vardır. hayatına son verilen hayvanın şuuru ne kadar yüksekse, bedeli o kadar fazla olur.
memeli bir hayvanın hayatının bedeli ile kuş veya balığınki aynı değildir. bu nedenle memeli hayvan etini fazlaca tüketenlerde kalp ve damar hastalıkları eğilimi artar. bu hayata saygısızlığın bir cezasıdır. kuş ve balık etlerinde ise, aşırı bir tüketim yoksa, bedel neredeyse yok gibidir.
sonuç: ey nefsim! aklını kalbini lüzumsuz işlerle meşgul etme. içinde yaşadığın toplumun yemek standartını benimse, ancak çok yemekten ve kilo almaktan kaçın ve işine bak…asıl meseleye odaklan; yani hak ve hakikate talip ol.
