Mevlana’nın Mesnevi’sinde de bahsedilir vise ve ramin’den. mesnevi okumak kişiye aynı anda hem marifet, hem anlayış, hem kuran ve hadis, hem evliyanın hikmetli sözleri, hem bir kısım felsefi bilgiler, hem de edebi bir kültür verir. üstelik verdiği kuran ve hadis bilgisi bağlamıyla beraberdir. böylece kuran ve hadisi kemal sahibi bir zattan dinlemiş ve ders almış oluruz. kuran ve hadisi çarpık yorumlayanların şerrinden de kendimizi muhafaza ederiz.
mesnevi okumak bu sebeple tasavvufi bir altyapı oluşturmak için elzemdir. ancak günümüz insanları okumaktan kastın tüketmek olduğunu ve bir kez okuyup geçmenin yeteceğini düşünüyor. bunun sebebi de şimdiye dek okudukları eserlerin ego sahibi insanlar tarafından yazılmış olmalarıdır. egodan gelen veriler insana ancak saman alevi ölçeğinde tesir eder; sonra da hemen etkisi yok olur ve ruhu sıkmaya başlar.
ancak mesnevi gibi melekût boyutundan ilhamla gelen eserler güneş gibidir. her okuyuşta biraz daha derinden yakarlar. bu eserleri ömür boyu okumak mümkündür ve asla bıktırmazlar. o yüzden mesnevi’yi tekrar tekrar baştan sona okumak gerekir. eğer okurken usanç geliyorsa bilin ki, terakkiniz durmuştur ve yerinizde sayıyorsunuz demektir. şuurun bir üst seviyesine geçtiğiniz anda mesnevi size yepyeni bir yüzünü açacaktır ve kendinizi ilk defa okuyor gibi hissedeceksiniz.
-vise’nin, ramin’in, hüsrev’in, şirin’in hikâyelerini oku da bak ki, o
ahmaklar, haset yüzünden neler yapmışlar
-eğer sen râmin isen, vise’den başkasını arama!
-senin zâtın yâni özün, senin kendin, senin vise’n ve sevgilindir. senin
dışında olanların hepsi de sana âfettir, baş belasıdır.
not: burada bahsedilen zat ve öz, hakkın bir suretini taşıması itibariyledir; cüzi benlik yani ego değildir. güneşe tutulmuş bir aynaya akseden güneşin suretidir.
