Vuslatın en pratik yolu, irfan sahibi bir dost bulup onunla hemhal olmaktır. aksi takdirde seyr-i süluk yolunu bin yılda aşmak dahi mümkün değildir. isterse o kimse her gün oruç tutsun, alnını da secdeden kaldırmasın…
irfan sahibi ile sohbet eden kimsede ilk uyanış ruhta olur. ruh, bedene inmeden önceki halini ve marifetini hatırlar hale gelir. bu kişide ani bir aydınlanma hissine neden olur. bu yaşanan ilk aydınlanma birkaç ay içinde elde edilebilir.
ancak bu aydınlanma saman alevi gibi gelip geçicidir. zira o kişideki bilinç henüz yeterince olgun değildir ve eski zihinsel yapı ağırlığını koyup o aydınlanma yaşantısına izin vermez ve üstünü örter.
ancak bir kez ayıkan ruhu artık durdurmak mümkün olmaz. o derinlerde gizliden bir gerilla savaşı başlatır. vur kaç eylemleri ile egonun iktidarına her geçen gün darbeler indirir. tabii bu hadiseler kişinin iç alemini karıştırır. değişik sıkıntılar, bunalımlar yaşamaya başlar kişi. dıştan da bir çok belalar o kişiye isabet etmeye başlar.
eğer o kişi burnunun dikine gitmez, irfan sahibinin sözünü dinler ve disiplinli bir şekilde çalışmaya devam ederse, kabaca 4-5 yıllık bir süreçte gereken asgari olgunluğu elde eder. aslında bu süre 10 yıldır. ancak irfan sahibinin maharetine göre süre kısalabilir.
bu asgari olgunluk elde edildikten sonra yolun başında yaşanan aydınlanma tüm haşmetiyle tekrar zuhur eder. ancak bu seferki hal oldukça yoğundur. kişi doğrudan fenafillah halini tatmaya başlar. “bir” kişinin kendisi dahil her yerden yüzünü gösterir. “bir” den başkası kalmaz.
artık o kişi geri kalan ömründe olgunluk seyri yapmaya devam edecektir. onda açığa çıkan marifet, her geçen gün güzel ahlakı o kimseye nakşetmeye, derinlerine işlemeye devam eder.
bu kimsede ego tamamen yok olmaz; zira yaşadığı “mutlak fena” değildir. “mutlak fena” daha yüksek ve öte bir haldir. onun şartları farklıdır. bunları yazmaya gerek görmüyorum; çünkü günümüz insanında o yolda gidecek yetenek yoktur. milyonda bir kişi belki çıkar.
ancak bu tadımlık fena bile olağanüstü bir nimettir. şükrü ne kadar eda edilse azdır. bu nimete kavuşmak da yalnızca irfan sahibi olan kişi ile girilen dostluk ilişkisi sonucunda hasıl olmuştur. ondan yansıma yoluyla gelmiştir. o şahsı anlamayanlar, itiraz edenler, düşmanlık yapanlar sözü edilen nimetten mahrum kalırlar. kupkuru gelip, kupkuru giderler. halbuki kendi ellerine baksalardı, bomboş olduğunu göreceklerdi.
aklı olan kişi fırsat varken bu nimeti kaçırmaz. üstelik kendisinden hiçbir ücret, hiçbir karşılık istenmemektedir. ayrıca bu marifeti edinen kimse, işi bittikten sonra dilediği yola süluk edip daha ötesini arayabilir. o noktada da hiçbir sıkıntı yoktur.
