Şimdi de “yedi kocalı hürmüz” kalıbının tevil ve tabirini yapalım.
hürmüz: mecusilikte iyilik tanrısı.
ehrimen: mecusilikteki şer/kötülük tanrısı.
böylesine çifte bir tanrı anlayışı islamın tevhid prensibiyle taban tabana zıttır; ancak pratikte çoğumuz hiç farkında dahi olmadan bir tür mecusi şuuruyla hareket ederiz. mesela, günlük hayatımızda “allah’a emanet ol, “allah korusun” ve benzeri cümleleri kullanırız. peki allah kimden koruyacak bizi? kötü ve şerli kimselerden veya gelmesi muhtemel kaza ve belalardan değil mi?
o sözlerden daha yanlış olan, o sözlerin ardındaki gizli anlam veya niyetlerdir. “lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah”; allah’tan başka davranış ve güç sahibi yoktur veya o’ndan başka yapıp eden yoktur. eğer allah’tan başka ikinci bir güç sahibi mevcut olsaydı, onun da bir ilah olması gerekirdi ki, iki ilahın olması ise tamamen imkan dışıdır.
eğer kötülükten, şerlerden korunmak istiyorsak duamız şöyle olmalıdır:
“allah’ım nefsimin şerrinden sana sığınırım; gazabından rahmetine sığınırım ve senden yine sana sığınırım”
zira, “bela gelmez hak yazmayınca; hak yazmaz kul azmayınca”.
kadın= dişil prensip, negatif kutup, yer, dünya, arz, nefs.
koca= eril prensip, pozitif kutup, gökler, semavat, melekût boyutu, ruh.
nikah= üçüncü ve tamamen yeni bir prensibi oluşturmak üzere, eril ve dişil enerjilerin birleşmesi. görüldüğü üzere nikah, tez-antitez ve sentez sürecinin bir başka ifadesi olmaktadır.
o zaman “yedi kocalı hürmüz” kalıbı, nefsin(kadının) yedi kez diyalektik süreçten geçmesi ve yedi sema katını aşıp arşa ulaşması ve nefsin başkalaşması, saflaşması ve ruhlaşması süreci olur.
çok güzel bir şarkı:

