o ‘ nun sanatı
(yok) bir (var)dır;
geçit vermez;
dar mı, dardır!
(yok) bir (yok)tur;
akıl ermez.
ne de çoktur!
(var) bir (yok)tur;
yusyuvarlak
dönen oktur.
(var) bir (var)dır;
o’na varmak…
bu kadardır!
nfk
tasavvufta “yokluk” gerçek bir bir varlık olmayıp itibari bir var oluşa işaret eder. yani mahiyeti yoktur ama ismi vardır. sıfır rakamı da aynen öyle değil mi? rakam olarak vardır ama temsil ettiği değer mevcut değildir. zaten tam da o iş için icat edilmiştir. vazifesi o.
bu sebeple yokluk bütün şerlerin ve kötülüklerin kaynağı olarak kabul edilir. sırf yokluk sırf şerdir(mutlak yokluk tabirini kullanamıyoruz, çünkü abestir, o yüzden “sırf” sıfatını kullandım)
mutlak varlık olan Allah öylesine bir sonsuzluk ve tanımsızlık belirtir ki, ikinci bir varlığı ispat etmek mümkün olmaz. dolayısıyla Allah’tan başka diğer tüm varlıklar gerçek varlık olmayıp tıpkı “sıfır” gibi itibari var oluşlardır.
“görmez misin ey insanoğlu! rabbin gölgeyi nasıl uzatıyor; eğer dileseydi, hiç şüphesiz onu olduğu gibi bırakırdı” (furkan 45)
işte biz bu itibari varlıklara gölge varlıklar diyoruz. onlar nurun çeşitli derecelerde zulmetle(karanlıkla) karışmış halleridir. zulmet ise nurun yokluğundan başka bir şey değildir. dolayısıyla esasında var oluş nurun tıpkı bir merdiven gibi kademe kademe şiddetini ve frekansını düşürmesinden ibarettir.
nurun hiç açığa çıkmadığı mertebe sırf yokluk, sırf karanlık olan noktadır. orası saf kötülüktür.
mesela ilim nurunun hiç açığa çıkmadığı bir insan mükemmel bir cahildir,
adalet duygusundan hiç nasibini almamış bir kimse mükemmel bir zalimdir.(zulümde son nokta pol pot)
kalbi nurunu yitirip sönmüş bir kimse kafirdir,
vs…
