Site icon İsnetus

Zan

consicious mind

“Ben kulumun zannı üzereyim” buyruluyor bir kudsi hadiste. bu hadiste “zan” kelimesi marifet için anahtar hükmündedir. eğer tükçeye çevrilirken bu kelime kaybolursa, marifet kapısı da kapanacaktır.

ego yani benlik vehim mertebesinde var olmuştur ve marifet tahsili için bir basamaktır. kendinin vehim mertebesinde var olduğunu idrak eden ve bu yaşantıya sahip olan kimse mümindir ve nefs-i mutmainne makamındadır. kendini bağımsız bir varlık ve güç sahibi olarak gören bilinç ise nefs-i emmare seviyesindedir ve küfür üzeredir.( lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah- allah’tan başka davranış ve güç sahibi yoktur)

kişi allah’ı bulunduğu şuur seviyesi üzerinden değerlendirir. bu değerlendirme, kulun allah hakkındaki zannıdır. şuur seviyelerinin veya başka bir tabirle allah’a giden makamların sonu olmadığı için, bu değerlendirmelerin veya zanların da sonu yoktur. her makamdaki değerlendirme bir alt kademeye göre daha gelişkindir; ama bir üste göre düşük seviyelidir. marifet basamakları sonsuza yükselen bir merdiven gibidir. allah’ı mutlak olarak değerlendirmek insan için mümkün değildir.

“yere göğe sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım” der allah diğer bir kudsi hadiste. bu hadis dahi paralel bir manaya sahiptir. kalbe sığan hakkın kendisi değil suretidir; yani bizim O’nun hakkındaki zannımızdır. buradaki nükte, insana daha doğrusu insan-ı kâmil’e yönelmenin zorunlu olmasını gerektirir. zira allah’ı bilmek isteyen kişi, kendinden daha yüksek ve gerçekçi bir allah tasavvuruna (zannına) ve müşahedesine sahip olan bir kişiye yönelmez ve “ben allah ile arama aracı sokmam” derse, kendi sığ zannı ile başbaşa kalır ve kendisi için gelişme yolu tıkanır.

her ne kadar, her makamda/basamakta allah hakkındaki tasavvurumuz artarak muazzam derecelere çıkma imkanına sahipse de ve elde edilen marifet çok yüksek mertebelerde gerçekleşse de, hakkın sonsuzluğuna nispetle bunlar hiç hükmündedir. nitekim matematikte, sayı/sonsuz= sıfır’dır. oradaki sayı bir de olsa trilyon da olsa, sonuç yine sıfırdır. neticede, allah hakkındaki marifetimiz ne kadar gelişkin olursa olsun, nihayetinde her bir makamda farklı bir zandan ibarettir ve neticede de hâlimiz cehl (bilgisizlik) olmaktadır. bu sebeple hz. ebubekir, “allah’ı bilmek, onu bilemeyeceğini bilmektir” demiştir.

ancak cahilin allah’ı bilmemesi ile arifin bilmemesi aynı şey değildir. arada yer ile gök kadar fark vardır.

su kesiksiz hareket, zikir , ahenk , şırıltı
akmayan kokar diye esrarlı bir mırıltı..
(nfk)

isnetus 06.04.2018 12:30 ~ 14:42

Exit mobile version