Bu hüküm doğru mudur yanlış mıdır bilmem, ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim; zekanın dinle alakası yoktur… zeka veya beyin sadece ruhun elinde bir enstrumandan ibarettir. ruh sıhhati ölçüsünde varoluşa katılır ve dini, bir yaşantı ve zevk olarak idrak eder.
ruh her ne kadar kararmış ise varoluştan o kadar kopar ve aynı zamanda o nispette hasta demektir. ruhun bu karanlık yüzüne “nefs” diyoruz. ruh karardığı ölçüde nefsleşir. eski tasavvufi kaynaklarda “ruh vücut ikliminin padişahı akıl/beyin ise onun veziridir” şeklinde mesele izah edilir.
akıl veziri ancak ruh padişahının emriyle iş görür, kendi başına iş görmesi mümkün değildir. böyle bir kabiliyeti yoktur. padişah hangi istikamette giderse vezir mecburen ona uyacaktır yani o yönde akli deliller üretecek ve yapılan işi meşrulaştırmaya çalışacaktır.
bu durumda delil ve ispat denilen hadisenin faso fiso olduğu da ortaya çıkıyor. son tahlilde her şey kabullenimlerden ibarettir. benim görebildiğim kadarıyla, hem batı biliminin (bkz: paul feyerabend) hem de doğu irfanının ulaştığı nokta budur.
