
Çay Bağımlılığı
Babası çay bağımlısı olan bir arkadaşım vardı.
babasının her zaman “allah beni asla çaysız bırakmaz” dediğini, gerçekten de sürekli evlerine bir şekilde paket paket çay geldiğini anlatırdı.
o arkadaşın babası öyle itikat ettiği için elbette allah ona öyle muamele edecektir. “allah beni çaysız bırakmaz” diyeni, allah elbet çaysız bırakmayacaktır. ancak burada tek şartımız itikadın dilin ucunda değil kalbte olması gerektiğidir. zira allah sözlere bakmaz, yalnızca kalplere bakar.
peki “allah beni altınsız bırakmaz” deseydi ne olacaktı?
cevaplarınızı duyar gibiyim.
“o kadar da olmaz ki birader. hadi allah çaysız bırakmasın, ama altınsız bırakmasın demek abes olur. altın ciddi bir meseledir”.
işte insanoğlu bu noktada çuvallamaktadır. zira allah için çay vermekle, altın vermek arasında bir fark yoktur. onun için en küçük ile en büyük birdir. allah için bir galaksi yaratmak, bir bakteri yaratmaktan daha zor değildir.
allah için öyledir ama insan neredeyse tamamen büyüklük, nicelik ile iptilaya uğramış durumdadır. bunun sebebi beden itibariyle bir memeli hayvan olmasıdır. malumunuz üzere, tabiatın memelileri birbirlerine karşı cüsse büyüklüğüne göre tavır alırlar. “savaş ya da kaç” kararını genelde cüsse büyüklüğüne göre verirler.
işte bu tabiat kökenli nicelik saplantısı insanda öyle köklü ve derindir ki, allah’ın çay göndereceğine inanabilir ama altın gönderebileceğine bir türlü inanamaz; çünkü altın çaya göre kıyas kabul etmez derecede daha yüksek değerdedir.
yine aynı büyüklük saplantısı yüzünden pek çok insan yanlış istikametlere sapar. “şu koskoca evrende allah’ın işi mi yok da, evrene göre bakteri hükmünde bile olmayan insanlarla uğraşsın; onun evlenmesine boşanmasına, yemesine içmesine karışsın” derler. halbuki allah galaksilerin de rabbidir(yöneteni, çekip çevireni), virüslerin de rabbidir. virüslerin yönetilmesi, galaksilerin yönetilmesinden daha önemsiz bir iş değildir.
mutlak(sonsuz) kudret karşısında, galaksinin virüsten farkı olabilir mi?



