“Filistinlileri çocuklarımızı öldürdükleri için affedebiliriz. ancak onları kendi çocuklarını bize öldürtmek zorunda bıraktıkları için affedemeyiz. onlarla ancak kendi çocuklarını bize duydukları nefretten daha büyük bir sevgiyle sevdikleri vakit barış yapacağız.”
demiş israil’in eski kadın başbakanı.
ulaştığı olgunluğa ve geldiği insani seviyeye bakar mısınız?
“bunu diyor ama yine de öldürüyor” diyebilirsiniz. evet, içinde bulunduğu şartların gereğini yerine getiriyor mecburen. bununla beraber kalbini kin ve nefretten temizlemiş. az bir şey değil bu. bizim gibi ülke insanlarının çok çok uzak olduğu vasıflar bunlar.
işte biz de böyle olmak zorundayız. kalbimizde şefkat(ya rahıym) ve merhamet(ya rahman) olmak zorunda her daim. ancak reel politiğin dünyası başka. onu da gayet iyi biliyoruz.
oturduğu yerde hiçbir mecburiyeti yokken kin ve nefretle dolan kimse, önce kendini yakar, sonra başkasını. kinin, nefretin, hasedin hepsinin ayrı ayrı frekanslarda negatif enerjileri var.
birilerine kin kusmak için önce kendimizi o enerji ile şarj ediyoruz ve o enerji önce bizi yakıyor. hele bir insan bu işlemi sürekli yapıyorsa, onun sonu kötü olur. kendi etmiş, kendi bulmuş olur. eskiler bu gerçeği çok iyi bildikleri için “keskin sirke küpüne zarar” demişlerdir.



