Müslümanlar Niye Böyle
Üniversiteden bir arkadaşım var. sağ olsun kalacak yerim olmadığında beni bir müddet evine almıştı(öğrenci evi).
bu arkadaşın uzaktan uzağa haberini almaya devam ediyorum. niye uzaktan? çünkü ben öyle adamlarla kesinlikle aynı çatı altında bulunmak istemem. kendisi şu anda belki milyon dolarlık adam oldu; ama yaptığı işler hep fadıl akgündüz tarzı işler.
işin ilginç yanı da şu ki, bu arkadaş kendini herkesten daha iyi müslüman olarak görmeye devam ediyor. sorsanız yaptığı her işin gerekçesini size ayetlerle izah edecektir.
ancak zırva tevil götürmez. bazı şeyler açıktır. yaptığı işler için bana bin tane ayet de delil getirse, ona vereceğim cevap bellidir.
peki niçin bu hallere düşüyor müslümanlar?
çünkü müslümanın inandığı ile yaşadığı hayat arasında uçurumlar var. yaşadığı hayat bir müddet sonra kendini şuura empoze etmeye başlıyor elbette; çünkü insan yaşadığı gibi düşünmeye eğilimlidir. müslüman bu derin çelişkiyi bir şekilde dengelemek zorunda. onu da sonsuz tevil, kendi kendini kandırma, kendi kendine ve birbirlerine yalan söyleme ile halletmeye çalışıyor.
işte bu noktada film kopuyor. zira artık dürüstlüğünü kaybediyor ve bir kaypağa, yalancıya dönüşüyor. sonrasında vicdanında hissettiği acıyı bastırabilmek için daha da çok ayet, hadis, namaz düşkünü oluyor. korkunç bir durumdur bu; çünkü hakikat yolunun ilk şartı dürüstlüktür. bir yalancıdan asla ve asla hakikat yolcusu olmaz; isterse alnını secdeden kaldırmasın. o secdeler yalnızca uzaklığını artırır onun.
bir diğer örnek: kuran “kadınları dövün” demiş. oysa günümüz dünyasında kadın dövmek ilkel ve aşağılık bir iş olarak görülür. şimdi müslüman ne yapsın? ayeti reddetse olmuyor. kadın dövmeyi kabul etse yine olmuyor. inkarcılar da tam şeytan gibi müslümanın yaralarını deşmeye çalışıyor. bu durumda müslüman başlıyor tevile, “efendim darebe fiili aslında vurmak değil, uzak durun demek” falan filan…bir sürü yalan dolan iş…
kimisi de yine aynı sebeple hadisleri inkar ediyor. böylece hayatla çelişik gördüğü hadislerin yükünü sırtından atmak istiyor. peki kuran’daki günümüz hayat pratiği ile çelişen kısımları ne yapacak? elbette tevil edecek, uyduracak kaydıracak…
müslüman bilmiyor ki, tüm bu yaptıkları onu hakikatten büsbütün uzaklaştırıyor. onu büsbütün hasta ediyor…islam dünyası bu yüzden sürüm sürüm sürünüyor… zulüm kol geziyor…
ne yazık ki, işin aslını idrak edene kadar bu azap onların üzerinden kalkmayacak. peki nedir işin aslı?
hakikat ehli bir zat şöyle der: “bir hadisi bilmiş olan, hepsini bilmiş gibidir”. dikkat edin, burada artık hadisin lafzından dem vurulmuyor. bir nevi onun özünden, hadisin geldiği hakikat boyutuna erişim sağlamaktan bahsediliyor; çünkü taşıma su ile değirmen dönmez. o boyuta erişim sağlamadıkça, hakikat ehlinin sözlerinin kabuğunda kalınır. o kabuk ki, dönemseldir. içinde yaşanan ortam ve kültüre göre biçimlenmiştir.
işte sözü edilen nedenlerle, ilahi kelam dahi indiği dönemin toplumsal seviyesine, onların anlayışına uygun bir kisveye bürünmüştür. kuran’ın suret kısmı büyük ölçüde 600’lü yılların arap toplumuna hitap edecek şekildedir; özü itibariyle ise evrenseldir.
yüksek hakikat ehli işte o öze ulaşırlar ve içinde yaşanılan döneme göre o öze yeniden bir libas biçerler. buna tecdid, yenileme denilir. öz hep aynıdır. değişen sadece o özün dönemsel olarak büründüğü giysilerdir.
eğer bu gerçekleri idrak edemezseniz, zorunlu olarak ya inkara gidersiniz ya da tevil etmek zorunda kalırsınız. her iki yol da sizi helaka götürür.



