Güzellik büyük ölçüde insandaki şuur seviyesi ve kıvamıyla alakalıdır; zira insanın simasını, şeklini, şemalini büyük ölçüde sahip olduğu şuur belirler. bilhassa yaş ilerledikçe bu gerçek çok daha net ortaya çıkmaya başlar.
insan ebeveyninden nasıl bir genetik miras devralmış olursa olsun, neticede ömrü boyunca bilincine paralel olarak bedenini kendi eliyle inşa etmektedir. bu minvalde insan bedeni, tedricen adeta bilincinin donmuş, materyalize olmuş haline dönüşür zaman içinde. bilinçte ne varsa beden elbette ona göre yapılanır. bu nedenle, bir insanın fiziksel özellikleri büyük ölçüde ruhunun bir yansımasıdır. hatta şişmanlık, göbekli olmak, hızlı yaşlanma, derideki kırışıklıklar bile buna dahildir. beden ruha aynadır. bedendeki çarpıklık, dengesizlik, hastalık, ruhtaki illetlerden haber verir.
burada hemen akla çok yemek, sağlıksız beslenmek, alkol, stres vs. gibi harici sebepler gelebilir. ancak bunların dahi sebebi yine dengesini bulamamış insan şuurudur. içki, uyuşturucu, dengesiz beslenme gibi olgular şuurdaki çarpıklığın dış görünümleridir esasen. kıvamını bulmuş bir şuurun bu türden eğilimleri olmaz. mesela kendini uyuşturma ihtiyacı duyan bir kimse kesinlikle iç aleminde acı içindedir veya başka bir deyimle yanmaktadır.
tasavvuf büyüklerinin bin yıldır söyledikleri hakikat: tüm hastalıkların kaynağı kalptir/şuurdur. arınmış bir şuur ise tüm dertlerin devasıdır. buna bedensel olanlar da dahildir.
son söz: şuurundaki yükseklik, kıvam, denge, fiziğine yansımış güzelleri arayınız. bedenin genetik miras olarak orantılı hatlara sahip olması manasında güzellik ise geçicidir; saman alevi gibi söner gider; çünkü çirkin ruh, yönetimi altındaki bedeni kısa sürede kendine benzetir.



