
Pazarda bir buz satıcısı şöyle bağırıyordu:
“sermayesi eriyip giden bu adama merhamet edin! sermayesi eriyip yok olana acıyın!”
onun bu sözünü duyunca kendi kendime dedim ki:
işte bu söz “insan gerçekten ziyan/hüsran içindedir” ayetinin manasını tam olarak açıklamaktadır. çünkü insana verilen ömür, güneşin altında hızla eriyen bir buz gibidir. eğer insan bu süreyi boşa harcar veya yanlış yerde tüketirse, sermayesini tamamen kaybetmiş olur ve bu da onun hüsranına sebep olur. (fahreddin er-râzî, et-tefsîru’l-kebîr)
evet zaman korkunç bir canavar gibidir. madde veya madde boyutuna yakın olan şeyleri büyük bir iştahla tüketir. ancak üst boyutlara çıktıkça zamanın dişleri körelmeye başlar. artık o kadar hızlı yiyemez olur ve frekansları tırmandıkça nihayet öyle yüksek boyutlara ulaşırız ki, orada zaman adlı canavarın esamesi okunmaz olur.
mesela dünkü yaşadıklarımız, dünkü konuşmalarımız, dün yediğimiz yemekler şu anda tamamen yok olmuş durumdadır. hepsi zaman denilen canavarın midesine inmiştir ve o canavar hiç durmaksızın kalan ömrümüzü de tüketmekle meşguldür.
ancak bilgi gibi kısmen maddeden bağımsız olan bir varlık bile canavara o kadar kolay yem olmamaktadır. geçmişte yaşadıklarımız tamamen yok olurken, geçmişte öğrendiklerimizi çok az bir gayret veya tekrarla capacanlı tutabilmekteyiz. ilkokulda öğrendiğimiz çarpım tablosu bile şu anda zihnimizde mevcuttur. zaman onu yiyememiştir.
çok yüksek frekanslı üst boyutlarda ise zamanın hükmünün kalmadığını söylemiştik. mesela enerji boyutunun dahi ötesinde olan nur boyutunda bildiğimiz anlamda zaman tamamen yok olur. işte bu yüzden asr suresinde zaman sermayesini boşa harcayanların hüsrana uğrayacaklarını, sadece salih amel sahiplerinin zaman tuzağından kurtulacaklarını belirtir.
salih amelden kasıt, peygamberin bize öğrettiği zikir, kuran okuma, namaz, tefekkür vs. gibi uygulamalardır. onlar nur boyutundan indirildikleri için, madde boyutunda uygulanmaları ile beraber tekrar nur üretimine yol açarlar. işte o üretilen nur da zaman üstü ve ebedidir.
örnek: yemeğe başlamadan önce besmele çektik. o yediğimiz yemek madde boyutuna ait olduğu için zamanda ilerleyince yok oldu gitti. ancak yemekten önce çektiğimiz besmelenin nurları ise ruha yüklendi ve ebedi oldu. artık o besmele nuru bize ebedi bir sofradır. zira nur, mana aleminde biz ne istersek o surete bürünür de gelir. istersek nefis yemeklerden oluşan bir sofra olur, istersek da başka bir şey. üstelik ne biter ne tükenir. daimi ve ebedidir. zira nur boyutunda termodinamik yasalar geçersizdir.
nefs(ego) inanılmaz gafil bir varlıktır. gençliğinin hiç bitmeyeceğini zanneder. halbuki zaman su gibi akar geçer. hatta o kadar hızlı geçer ki, ister istemez yunus emre gibi terennüm etmek zorunda kalırız:
geldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibi
hele bana şöyle geldi, şol göz yumup açmış gibi



