
Çok Kitap Okumanın Faydaları
Kendimi bildim bileli tam bir kitapkoliktim.
12 yaşındayken dünya çocuk klasikleri ile dolu devasa bir koliyi bir yıl içinde devirdim. buna teksas, tommiks, zagor vs. çizgi romanları da ekleyin.. neticede acaip hayalperest bir çocuk olmuştum. hayallerimde tropik adalarda, balta girmemiş ormanlarda maceradan maceraya koşuyordum.
çok sancılı geçen ergenlik yıllarımda yerleşik düzene, otoriteye başkaldırmak eğilimi içine girdim. oldukça anarşist bir ruh halinde idim. ancak cahilane bir eğilimin bir işe yaramayacağını hissetmiş olmalıyım ki, tekrar okuma ihtiyacı duymaya başladım. bu okumalar aynı zamanda gerçeklikten bir kaçıştı benim için.
ama artık siyasi içerikli eserlere ve biyografilere yoğunlaşmıştım. tarihteki büyük siyasi liderlerin hayatını, fikirlerini, ideolojileri bıkmadan, usanmadan tekrar tekrar okuyordum. mistik bir zevkle ve ibadet edercesine. lise yıllarında okuduğum kitapları duysanız, dudağınız uçuklar. çünkü pek çoğunu üniversite öğrencileri bile okumamıştır. lenin’in “devlet ve ihtilal”, engels’in “ludwig feuerbach ve klasik alman felsefesinin sonu”, von clausewitz’in “harbe dair”, popper’in “açık toplum ve düşmanları” vs…
hatta üniversite’de fakülte dışı olarak aldığım epistemoloji dersi esnasında hocamız sınıfa sormuştu, “popper okuyan var mı?” diye. ben el kaldırıp lise yıllarında okuduğumu söylemiştim. hoca, kısaca orada ne anlatıldığını sormuştu ve ben başarıyla izah etmiştim(aslında onca yıldan sonra nasıl unutmadığıma ben de şaşırmıştım)
bu dönemimde de hayalciydim. hayalimde devletler kurup yıkıyor, dünyayı fethediyor, çürümüş bir yapıdan yeryüzü cennetine ulaşıyordum. zaten bu yüzden yoğun okumalar yapıyordum. amacım işin sırrını lenin’den, hitler’den, napolyon’dan kapmak idi.(gülmeyin… o zamanlar aklı bir karış havalarda toy bir genç idim)
peki, lise yıllarındaki bu okumalarım pratik bir faydaya dönüşebildi mi? eh, öyle sayılır…en azından iyi bir üniversite kazanmama vesile oldu diyebilirim.
üniversite yıllarımda bende yeni bir eğilim başgösterdi, tasavvuf merakı…bu apayrı bir dünya idi. bu alemin içine girip de sağ salim çıkabilmek her baba yiğidin harcı değildir kanaatimce.. hobi olarak uğraşanlar veya dünyevi bir öğretiye indirgenmiş tasavvuf bağlıları hariç, bu sarhoşluk diyarına ayak basanlar bir daha geri dönemezler. mestâne yaşayıp, mestâne ölürler…
bu dönemimde çok kitap okumaktan ziyade, bir kitabı çok defa okudum diyebilirim. çok okumak ne kelime? tekrar tekrar, sürekli…evet imam-ı rabbani hazretlerinin mektubat-ı rabbani adlı iki ciltlik eserini o kadar çok okudum ki, sayısını ben de hatırlamıyorum. belki her bir mektubunu 50-100-200 defa okumuşumdur. bir aralar tıpkı mektubat gibi konuşmaya başlamıştım…
mektubat’daki atıflar yüzünden muhyiddin-i arabi’nin eserlerine de sarkmak zorunda kaldım. arabi zaten ayrı bir derya. yeri geldikçe de, mesnevi, imam-ı gazali’nin ihya’sı ve abdülkadir geylani’nin fethur rabbani ve fütuh’ul gayb’ı…bunun yanında da sayısız daha alt seviye ve cüzi öneme sahip sair tasavvufi eserler…
(neyse artık yazmaktan yoruldum çünkü bunları yazarken elimde olmadan müthiş bir nefs muhasebesi yapmak zorunda kalıyorum. sizin anlayacağınız yazarken aynı zamanda sorgu sual meleklerine hesap veriyorum. burada görünen kısım sadece buzdağının ucu. artık gerisini de bir başka bahara yazarım nasipse)


