
Bir çiçeğe baksak, bize en fazla beş on esma okutur.
örnek:
çiçek güzeldir, cemîl esmasını okutur bizlere; yani o minicik güzellik allah’ın mutlak ve sonsuz güzelliğinden bir damlacıktır.
çiçek latıyf’tir; ilahi letafetten, hoşluktan minicik bir yansıma taşır. başta ilim ve hikmet olmak üzere beş on esma daha okutur bize çiçek(okumanın manası da budur zaten, yoksa “ikra-oku” emri, kitap oku demek değildir).
hatta şeytan bile yine bir kısım esmayı okutur bizlere. zira mudill(saptıran), kahhar(kahreden), cebbar(zorla yaptıran), müntakim(intikam alıcı) vs.. gibi esmaların görevlisi veya operatörüdür şeytanlar. kötü tercihleri nedeniyle layık olanın üzerine sevk edilir bunlar.
varoluştaki diğer tüm mahlukat dahi böyledir. hepsi olumlu veya olumsuz manalı ilahi isimlerden ancak bir kısmını okutabilirler bizlere. diğer pek çok esmayı ise kendilerinde gösteremezler. mesela bir şeytan hiçbir zaman hâdî(doğru yola ileten) esmasını okutamaz, gösteremez.
ancak insan öyle değildir. her çeşit esmayı okutacak geniş bir istidat vardır onda. meyhaneden gelmiş tövbe etmiştir, bize gaffar, afüvv, settar vs. okutur. en zalim de olabilir, en adil de…en çirkin de olabilir, en güzel de…olumlu olumsuz her esmayı gösterebilen insandan başka canlı yoktur bu nedenle.
bundan daha ötesi ise insanın bırakın esmayı, allah’ın zatını dahi gösterebilecek özellikte bir mahluk olmasıdır. insandan başka hiçbir varlıkta yoktur bu özellik. melekte bile yoktur.
insanın allah’ın zatını gösterebilmesi, “allah” ismini zikredebilmesi nedeniyledir. diğer mahlukat sadece esmayı zikredebilir. onların zat ismi olan “allah” lafzını zikredebilmeleri mümkün değildir.
işte bu nedenle insan allah’ın halifesi olabilmiş ve tüm diğer mahlukat insana secde etmekle yükümlü kılınmıştır. zira tüm esmalar, zorunlu olarak zat esması olan “allah” lafzının tâbîleridir(secde ilah olarak kabul etmek değil, emrine girmek, amiri olarak kabul etmek demektir)
klasik tasavvuf ehli bu noktada vahdet-i vücud iddia ederler; çünkü yolu bitirdiklerinde o hali yaşarlar. ancak gerçekte vahdet-i vücud görüşü yanlıştır.
evet, allah insanı ve kainatı kendi suretinde yaratmıştır. ancak kendi suretinde yaratması demek, kendi özelliklerini gösterecek şekilde yaratması demektir. bu, tıpkı bir ressamın kendi özelliklerini(sıfatlarını) gösterecek şekilde resim yapması gibidir. resim her ne kadar pek çok yönden ressamını gösteriyor olsa da, resim ve ressamın farklı varlıklar olduğu açıktır. imam-ı rabbani hazretleri aradaki bu farkı, “gölge” kavramı ile izah etmiştir. gölge veya aynadaki görüntü, aslının aynısı değildir hiçbir zaman.
pratikte kafa karışıklığını önlemek adına, asıl ve gölge farkını her yazıda ve her izahta dile getirmeyiz. muhatabın bu farkı kendiliğinden anlayacağını ve ona göre değerlendirmeye gideceğini öngörürüz. önyargılı veya niyeti bozuk olmayan elbette bunu görebilir.



