Tasavvufta insanın kendi dışından elde ettiği bütün bilgilere ister akli ister hissi olsun “ilm-i husuli” denir yani hasıl olan bilgi. kendine dair bilgisi ise “ilm-i huzuri” dir yani hâzır olan bilgi.
ilm-i husuli’de bilinen, bilgi ve bilen üçlemesi vardır. ilm-i huzuri’de ise bu üçü aynıdır. o yüzden kişi kendini ancak huzuri bir bilgiyle bilir ve dahi Allah’ı da aynı şekilde bilir.
Allah’ı akıl yoluyla bilmeye çalışanların çabalarının beyhude olması bu yüzdendir. adam daha kendi “ben”ini bile akılla bilemezken, Allah’ı akılla bilmeye kalkıyor. yediği nanenin farkında değil.
evet, akılla kendini bilmek mümkün değildir, tabii bu hakikati anlayan beri gelsin…
o yüzden ne demiş büyükler?
“men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu” yani “nefsini/kendini bilen rabbini bilir”



