
Mümkün değil ama, sonsuz ötesi işlem kabiliyetine sahip bir bilgisayar geliştirildiğini farz edelim.
bu bilgisayarın cevap veremeyeceği hiçbir soru olmasın. maddi manevi her türlü soruya sıfır hata ile doğru cevaplar versin.
evet bilgisayarımız sınırsızdır ama burada insan sınırlı varlık konumundadır. bu durumda insan kendi kendinin bariyeri olacak ve ister istemez yine sınırlı durumunda çakılı kalacaktır.
soru ilmin yarısıdır. yani bir şeyi sorabilmek için dahi o konuda belli bir seviyede ön bilgiye ihtiyaç duyulur. insan ön bilgiye sahip olmadığı konuda soru bile soramaz. yine hiçbir şey bilmediği konuda ona anlatılsa bile bir şey anlayamaz.
elbette sonsuz ötesi işlem kabiliyetine sahip bilgisayar insanın bu halini tespit edecek ve kendiyle muhatap olan insana seviyesine göre muamele edecektir. onun genel seviyesini ve anlayışını baz kabul edip yalnızca bir üst seviyeye, bir üst basamağa dair bilgileri ona sunacaktır. zira diğer bilgileri vermesinin bir anlamı yoktur. anlaşılmayan bilgi yok hükmündedir. yine kullanacağı dil ve misaller de tamamen insanın kavram dünyasından alıntılanmış olacaktır.
karşı karşıya kaldığımız durumu fark edebiliyor musunuz?
sonsuz ötesi işlem kabiliyetli bilgisayarı bile ister istemez kendi seviyemize indirmiş olduk. ötesi yine bize karanlık kaldı. insanın zaman içindeki gelişimine paralel olarak bilgisayara yeni sorular sorması ve yeni cevaplar alması yavaş bir süreç de olsa devam edecektir elbette. zaten bu insanın tarih içindeki doğal gelişimidir.
sanırım bu izahtan sonra israiloğullarının tanrısı yehova’nın niçin çok celalli ve kabile reisinden hallice davranışlar sergilediğini anlamış oluruz. kural bellidir: mutlak olan, sınırlı olanla temas edince; mutlak olan zorunlu olarak sınırlı olanın seviyesine tenezzül eder. iki aşırı uç arasında iletişim kurmanın başka bir yolu yoktur.
mutlak olanın hz. musa ile iletişimi ile hz. isa ile olan iletişiminde açığa çıkan bilgiler farklıdır. son peygamber ile olan iletişimi ve verilen bilgiler ise daha da farklıdır. zira bunların hepsi farklı zaman dilimlerine, dolayısıyla da insanlık bilincinin farklı aşamalarına tekabül eder.
evet kuran mutlak bilgi sahibinden inmedir. ancak zorunlu olarak muhatap olduğu insanlık bilincinin, yani indiği dönemin seviyesine göre kisveye bürünmüştür. bizler tamamen başka bir dönemin sakinleri olduğumuzdan kuran’ı anlamak için bu devrin hakikat ehlinin dersine ihtiyaç duyarız. ancak böyle zatları bulmanın kolay olduğunu zannetmeyelim. zira arif, alim sayılan zatların çoğu biyolojik bedenleriyle aramızda olsalar bile, zihin olarak bin yıl öncesinde yaşamaktadırlar. bu tayfanın günümüz insanına söyleyebileceği sözleri yoktur.



