
Bilimperestlik dininin kurbanlarının bıkıp usanmadan sorduğu ve sormaya da devam edeceği sorudur bu.
cevabı ise şudur: evet tanrının varlığı kanıtlanabilir ama bilimsel yöntemle değil; onun yöntemi farklıdır.
bilim, altı üstü maddeyi araştırmak için geliştirilmiş bir yöntemdir sadece. nasıl ki patates tarttığın kantarla altın tartamıyorsan, maddeyi anlamak için geliştirdiğin yöntemle de tanrıyı anlayamazsın. onun teknolojisi tamamen farklıdır.
üstbeyin, zihin veya yanlış bir kullanım olsa da günümüzde yerleşmiş haliyle akıl, ancak maddeye nüfuz edebilir; ötesine geçemez. hatta onu bile tam yapamaz; çünkü akıl madde ile doğrudan temas kuramaz. arada algı bariyeri mevcuttur. maddenin hakikatine değil ancak madde algısına ulaşabilir. insandaki algılar ise total veri skalasının çok az bir kısmını kapsamaktadır. kimileri bu noktada mikroskop, teleskop vs. araçlarla insan algısının ötesine geçildiğini düşünebilir. ancak gerçekte durum değişmemektedir. zira esnetilmiş de olsa akıl yine dar bir algı aralığına hapsolmuş durumda kalmaktadır.
eğer insan algılar ile sınırlanmış olmasaydı ve basit maddeyi bile hakikatiyle görebilseydi ne olurdu, nasıl bir dünya karşısına çıkardı hiç düşündünüz mü?
kısacası üstbeyin, zihin veya akıl ile maddenin bile hakikatine ulaşmamız mümkün olamamaktadır, nerde kaldı onunla tanrıya ulaşalım…
altbeynin çalışma sistemi ise tamamen farklıdır. o esasen bir tür enerji veya elektromanyetik alan üretecidir. varoluş basamağındaki yerine göre düşük veya yüksek titreşim frekansı üretir. ürettiği enerji seviyesinden de evrenle ilişki kurar.
bizler günlük hayatta yıldızların, gezegenlerin, galaksilerin vs. bizimle alakasız olduğunu düşünürüz. halbuki çok yanlış bir düşüncedir bu. altbeynimiz evrendeki tüm varlıklarla sürekli, anbean enerjetik bir iletişim ve etkileşim içindedir. esasen güneşin ve dünyanın hareketleri yeryüzünün manyetik alanında sürekli değişmelere yol açar. bu değişim de yeryüzündeki tüm canlıları etkiler.
diğer yandan güneşin, dünyanın, gezegenlerin hareketleri çok daha büyük kozmik döngülerin alt kümeleri hükmündedir. sair gök cisimlerinin etkilerini de hesaba katarsak, aslında kaderin muhteşem tezgahıyla karşı karşıya olduğumuzu anlarız. kuran’da geçen “perçeminden/alnından yakalarız” ifadesinin de anlamı budur esasen. yani kader insanı altbeyninden yakalar. onu enerjetik bir gemle kontrol altında tutar. altbeynin zâhire çıkış yeri ise iki kaş ortasının az üstündeki bozuk para kadarlık alandır(hintlilerin boyadığı nokta).
altbeyin enerji boyutlarındaki yükselişi kadarıyla evren, enerji ve maddenin özü hakkında sezgisel ve zorunlu bir ilme ulaşır. aklın hiçbir zaman çıkamayacağı derecelere çıkar. zira enerjide aklın limitleri yoktur. zaten hakiki bilim adamları dahi keşif ve icatlarını bir ilham anında yapmışlardır. ilham dediğimiz de evrenden altbeyne akan enerji-veri paketlerinden ibarettir.
evet altbeyin enerji boyutlarında seyrettiği müddetçe maddenin özüne nüfuz edebilir ama tanrı hakkında fazla bir ilme ulaşamaz. spiritüalistlerin, masonların, uzak doğu mistiklerinin bol bol maddenin sırlarından bahsedip tanrı hakkında pek bir şey söyleyememesinin sebebi budur.
peygamber efendimize gerçek anlamda tâbî olanların altbeyni ise enerji(nar, ateş) boyutlarını geride bırakıp nur boyutuna giriş yapabilir. bu boyut tamamen ilahi isim nurlarından oluşmuştur. yine oranın sakinleri de çeşitli esma nurlarından yapılmış bedenleri olan ve kendilerine melek adı verilen canlılardır. nur boyutunun fiziği de termodinamiği de tamamen farklıdır. hatta maddenin tam simetriğidir diyebiliriz belki. mesela orada ırmaklar aşağıdan yukarıya akarlar, ağaçların kökleri yukarıda dalları aşağıdadır vs…(bu anlatımlardan nur boyutunun ötelerde olduğu gibi bir anlam çıkmasın. boyut farkıyla tam burnumuzun dibindedir).
nur boyutuna giriş yapanlar artık tanrı hakkında büyük bilgilere ulaşabilirler. ancak burası hâlâ esma boyutudur. onun da üzerinde zat boyutu vardır ki, oraya melekler ulaşamazlar; sadece insanlar ulaşabilirler. zat mertebesine çıkabilenler tanrı hakkında tam bilgi edinirler. tam derken yanlış anlamayalım. “kişi kalbinin/altbeyninin yansıtma veya aynalık kabiliyetince yaşantısal bir bilgiye ulaşır” desek daha doğru olur. kısacası kendini temizlemiş bir aynaya güneş gelip oturur(“yere göğe sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım” sırrı).
böylece kişi tanrıyı, evreni ve her şeyi kendi ölçeğinde tanımış olur.




Hocam yazılarınızı çok beğeniyorum, sosyal medyada takip etmek istiyorum. Yardımcı olabilir misiniz
”https://twitter.com/isnetus13” hesabından takip edebilirsiniz.
Not: Siteye yöneltilen sorulara ilişkin cevaplar bizzat İsnetus tarafından değil, site yönetimi tarafından yanıtlanmaktadır.