
Akıl, Spritüel Boyut ve İman
Klasik dini literatürde “akıl” kavramı bugün bildiğimizden çok daha farklı bir olguya işaret etmektedir.
günümüzde ise “akıl” basitçe insandaki üstbeynin(beyin zarı, korteks) faaliyetine işaret etmek için kullanılır.
üstbeyin ne kadar gelişmiş olursa olsun, bunun imana sebebiyet veremeyeceği sanırım herkesin malumudur. pek çok zeki insan vardır ki, imandan nasibi olmamıştır.
işin garip tarafı şudur ki, gelişmiş bir altbeyin için de aynı hüküm geçerlidir. yani gelişmiş bir altbeyin dahi doğrudan imana sebep olmaz.
düşünün kişi, değişik çalışmalarla altbeynin frekansını yükseltiyor, evrenle bütünleşmeye başlıyor, pek çok evrensel sırrı çözüyor, enerji yapılı varlıkları, hatta meleklerin enerji boyutundaki izdüşümlerini algılar hale geliyor, ama bu yaşantı iman ile taçlanamıyor.
ilk başta bu insana çok tuhaf gelebilir. o kadar şeye şahit olup imansız olmak nasıl mümkün olabilir? aslında tuhaf değildir. zira enerji yapılı varlıklardan(cinlerden) öyleleri vardır ki, bilgi ve yaşantı olarak hepimizi cebinden çıkarır. ancak imanın zerresine bile sahip değildir onlar. hatta iblis’in halini düşünün: allah’ı, peygamberleri, ahiret hallerini, her şeyi biliyor. buna rağmen iman sahibi değildir; gerçeği örtenlerdendir. iman, secde etmekle, boyun eğmekle, tâbî olmakla ilgili bir şey…kime? elbette insan-ı kamil’e… yani peygamber efendimize asaleten, onun gölgelerine ise vekaleten tâbî olmak…böylece onlardaki nur bize de yansıma yoluyla gelecektir. onlar sayesinde biz de mümin olmakla şerefleniriz. mümin en başta allah’tır. o’ndan sonra peygamber efendimiz ve onun gölgeleri olan diğer insan-ı kamil’lerdir. kalbe gelen iman nuru tıpkı projektör gibi eşyanın(varlığın) hakikatini aydınlatır ve bize gösterir.
bu nedenle dikkatli olmamız gerekiyor. her gördüğümüz sakallıyı dedemiz sanmayalım. spritüel olarak ne kadar gelişmiş olursa olsun, bize ne kadar acaip haller gösterirse göstersin, imanın ve islamın temel esaslarına zerre kadar ters durumları olan kişileri kesinlikle itibara almamak zorundayız. imam-ı rabbani ve abdülkadir geylani hazretleri gibi büyüklerin koyduğu esaslara az da olsa muhalefet edenlerin üstünü hemen çizmeliyiz. aksi takdirde sonumuz fena olur.
not: kişisel kusurlar bahis dışıdır. günahsız ve kusursuz insan olmaz.



