
Belirsizliğe Tahammül Edememek
Emmare yani madde ve tabiat seviyesine düşmüş şuurun ceza olarak çarptırıldığı azaplardan biridir belirsizlik hissi.
emmare bilinç evrene bakar ve kaostan başka bir şey göremez. her an her şey olabilir. başına her iş gelebilir. şimdiye kadar nasıl sağ salim kalabildiğine bile hayret eder. şans eseri hayatta olduğuna inanır.
çoğu zaman işine gücüne ve gündelik hayatın gafletine daldığı için bu azabı hissetmez olur. ancak denk geldiği kimi haberler ile o azap birden depreşir ve onu dehşete sürükler. falanca şahıs yolda kendi halinde yürürken tinercilerce bıçaklandı…filanca şahıs evine dönerken trafodan kaçak yapan elektriğe kapılıp feci şekilde can verdi…vs…
bu tayfa içinde biriken muazzam gerilimi genelde siyasilere sövüp sayarak atmaya çalışır. kabahatin hep beceriksiz yöneticilerde olduğunu, ülkenin son dönemde iyice çığırından çıktığını ve yaşanmaz hale geldiğini düşünür. siyasi parti propagandistleri insanları genelde bu güvenlik endişesi damarından yakalar ve burnuna halka taktıkları ayı gibi istedikleri yere çekip götürürler. oysa yeryüzünde hiçbir hükümet insanlarına mutlak hayat garantisi veremez. her ülkede öyle veya böyle söz konusu olaylar yaşanmaktadır.
gerçekte belirsizlik azabından kurtulmanın tek bir yolu vardır. o da mutlak kudret, mutlak ilim, mutlak hikmet sahibi tanrıya iman etmek.
tanrı evren denilen sonsuz karmaşık yapıyı nihayetsiz hikmeti ve ilmi ile tam olması gerektiği gibi çekip çevirmektedir. varoluş, kör emmare gözüne tam bir kaos gibi görünürken, hakiki iman sahibinin gözüne mutlak bir düzen olarak görünür. bu düzen içinde sahibinin izni ve emri olmadan tek bir yaprağın bile düşmeyeceğini bilir.
başına gelenlerden de kendi nefsini sorumlu tutar; çünkü evrenin düzenine aykırı işler yapmış ve sonucunda da orantılı olarak had cezası almış ve belalara uğramıştır. üstelik evren denilen düzenin sahibi mutlak merhamet(rahmân) ve şefkat(rahıym) sahibi olduğu için, ona hak ettiklerinin cezasını tam ölçekte değil, asgari hadden vermiştir; aklını başına devşirebilmesi ve yanlış yoldan dönebilmesi için…
kişi imanı tam olduğunda basireti açılır ve evrendeki düzenin işleyişini işte böyle idrak eder.
diğer yandan, kişi kendini güven ve emniyette hissedebilmek için evreni bütünüyle kontrol altına almak zorundadır. kontrol dışı kalan her unsur beklenmedik anda ona musallat olma ve hayatına kastetme potansiyeli taşımaktadır.
ancak cüzi bir kudret sahibi insanın devasa evreni kontrolü altına alması mümkün müdür?
elbette bu oldukça abes bir tavır ve yönelimdir. emmarenin “aşırı kontrolcülük” hastalığı işte bu noktada ortaya çıkmaktadır. bu hastalık türlü türlü kılıklarda gözükebilir. hatta annelerin çocukları üzerindeki aşırı korumacılık davranışı da bu hastalığa dahildir. başına iş gelir diye çocuğunu gözünün önünden ayırmamak vs…halbuki asıl kendisinin ihtiyacı var o korunma hissine, haberi yok…
evet bizler bu muazzam evreni cüzi gücümüzle kontrol altına alamayız; ama mutlak kudret sahibi olan allah alır. eğer o’na kalbimizi bağlar, o’a güvenir, o’na dayanırsak işte o zaman maksat hasıl olmuş demektir. zira bu yolla kendimizi istinatsızlık ve boşluk hissinden kurtarmış, güven ve emniyet hissine ulaştırmış oluruz ve ona göre muamele görmeye başlarız.
iman, mümin, emin, eman, emniyet…bu kelimelerin boş yere aynı kökten türemiş olduklarını sanmayınız.
sen hakk’a tevekkül kıl (tevekkül= allah’ı vekil edinme)
tefvîz et ve râhat bul (tefviz= işini allah’a bırakma)
sabr eyle ve râzı ol
mevlâ görelim neyler
neylerse güzel eyler



